Pekin’de Başkan Trump ile Devlet Başkanı Şi arasında başlayan görüşmeler, 21. Yüzyıl’ın küresel güç mimarisinin hangi istikamete evrileceğine dair tarihi bir eşik niteliğinde. Dünya kamuoyu küresel ticaret ağları, Tayvan Krizi, İran Savaşı, kritik mineraller ve yapay zeka rekabetine odaklanmış durumda. Ancak asıl kritik mesaj, Şi’nin ilk cümlelerinde saklıydı: “Çin ve ABD, Tukidides Tuzağı’nı aşarak büyük ülke ilişkilerinde yeni bir paradigma oluşturabilir mi?”
Şi’nin konuşmasındaki bu ifade elbette konuşmaya şıklık olsun diye yapılmış bir akademik gönderme değil. Antik Yunan tarihçisi Thukydides’in Atina ile Sparta arasındaki Peloponez Savaşı’ndan çıkardığı meşhur sonuca atıftan söz ediyoruz; ‘yükselen gücün yarattığı korku, yerleşik gücü savaşa iter’. Harvard Üniversitesi hocalaırndan Graham Allison’ın yeniden popülerleştirdiği bu kavram, bugün doğrudan ABDÇin rekabetinin özeti olarak okunmalı.
Şi’nin bu kavrama özellikle atıfta bulunması iki katmanlı bir mesaj özelliği taşıyor. Birinci katman, görünürdeki iyi niyet: ‘çatışmayı değil, birlikte yönetilen rekabeti tercih edelim.’ Nitekim Şi açık biçimde ‘rakip değil, ortak olmalıyız’ dedi. Ancak ikinci katman daha derin; ‘Çin artık korkulan güç seviyesine ulaştı.’ Çünkü, Tukidides Tuzağı ancak yükselen güç gerçekten hegemonu rahatsız edecek kapasiteye eriştiğinde dile gelir. Şi’nin ‘bizden korkmayın’ demesi, aynı zamanda ‘korkulacak kadar büyüdüğümün farkındayım’ anlamına da gelmekte.
Tam da bu noktada, İran Savaşı ve Hürmüz gerilimi devreye giriyor. Amerikan istihbarat çevrelerinin Trump’a sunduğu değerlendirmeler, Çin’in bu krizden diplomatik, enformasyonel, askeri ve ekonomik (DIME) avantajlar elde ettiğine işaret ediyor. ABD’nin Patriot, THAAD ve Tomahawk stoklarını ciddi ölçüde tüketmesi bir yana; hem İsrail’i hem Körfez müttefiklerini destekleme zorunluluğu, Washington’un Pasifik’te Tayvan Gerginliği senaryosuna dönük caydırıcılığını zayıflatmakta. Pekin bu durumu dikkatle izliyor.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!
