Küresel ekonomi çevrelerinde takip edilen akademik ve entelektüel tartışmalarda, sıkça karşımıza çıkan bir tez, ABD’nin kronikleşen dış ticaret açığının temel sorumlusunun doların rezerv para statüsü olduğu iddiasıdır. Bu görüşe göre, ABD Doları’nın küresel talep nedeniyle ‘aşırı değerli’ olması, ABD’nin ihracatını pahalılaştırmakta ve ithalatı ucuzlatarak açığı büyütmektedir. Ancak bu argüman, ilk bakışta cazip görünse de, iktisadi temeller açısından oldukça tartışmalıdır. Nitekim Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası başta olmak üzere birçok kurumun analizleri, bu tezin defalarca çürütülmüş bir ‘zombi tez’ olarak varlığını sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.
Öncelikle, rezerv para statüsünün etkisinin abartıldığını hatırlatmakta yarar var. Bununla birlikte, bu tür argümanları Çin de zaman zaman ciddiye alıyor ki, kendi parası Yuan’ın rezerv para olması noktasında bir türlü kendisini hazır hissetmiyor. Dolar’ın güçlü olması tek başına dış ticaret açığını açıklamaz. Zira kur düzeyi ile ticaret dengesi arasındaki ilişki, sanıldığı kadar mekanik değildir. ABD’nin ticaret açığı, yalnızca fiyat rekabetine değil, üretim yapısına, tasarruf oranlarına ve küresel değer zincirlerindeki konumuna da bağlıdır. Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü gibi düşünce kuruluşları da, bu noktaya dikkat çekerek, dış açıkların temelinde makroekonomik dengesizliklerin yattığını vurgulamakta.
Asıl belirleyici unsur, ABD’nin uzun yıllara yayılan sanayisizleşme tercihidir. 1980’lerden itibaren hızlanan bu süreçte, emek yoğun ve orta teknoloji üretim başta olmak üzere geniş bir sanayi tabanı küresel ölçekte dışarıya taşındı. Brookings Institution ve National Bureau of Economic Research analizleri, ABD’nin üretim kapasitesindeki bu erozyonun, ithalata bağımlılığı yapısal hale getirdiğini ortaya koymakta. Bu durum, bize 2006 ile 2009 arası Türkiye’nin de içinden geçtiği bir süreci anımsatıyor.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!