Hürmüz Boğazı bugün artık sadece bir deniz geçidi değil; küresel ekonominin nabzını tutan bir eşik, bir kırılma hattı. Ateşkes ile ara verilmiş olan İran Savaşı ve halen sürmekte olan Hürmüz ablukası dünya sistemini iki keskin senaryoya zorluyor; ya en geç üç ay içinde dengelenen bir kriz, ya da üç ayı aşan ve daha da ağır, kalıcı hasar bırakan bir küresel sarsıntı.
İlk senaryo, yani savaşın ve Hürmüz’de çatışmanın üç ay içinde kontrol altına alınması, piyasaların beklediği ‘nefes alma’ alanını oluşturacaktır. Enerji tarafında petrol ve LNG fiyatlarında yaşanan sıçrama yerini kademeli bir geri çekilmeye bırakır. Küresel enerji piyasalarında risk primi düşer; enerji tedarik hatları yeniden açılır, sigorta maliyetleri geriler. Bu durum özellikle enerji ithalatçısı ülkelerde enflasyon baskısını hafifletecektir. Avrupa’dan Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada, merkez bankaları açısından enflasyon riskinin azalmasıyla, beklenen daha erken bir dönemde, para politikasının yeniden yumuşatılması anlamına da gelecektir.
Tarım ve gıda tarafında da tablo nispeten toparlanacaktır. Körfez’den çıkan üre, amonyak ve fosfat akışının yeniden normalleşmesi, gübre fiyatlarını aşağı çeker. Bu durum, doğrudan doğruya gıda enflasyonunun hız kesmesi anlamına gelecektir. Gelişmekte olan ülkeler için bu sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir rahatlama anlamı taşır. Zira gübre fiyatı düştüğünde yalnızca çiftçinin maliyeti değil, toplumun genel refah dengesi de nefes alacaktır.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!