Küresel siyaset garip, üzerinde zihin yorulması gereken bir sessizliğin içinden geçiyor. Oysa dünya, aynı anda pek çok kritik başlığın düğümlendiği tarihi bir eşikte. Ukrayna Savaşı dördüncü yılını geride bırakmış, Gazze’de siyonist İsrail hükümetinin uyguladığı soykırım bölgesel dengeleri derinden sarsmış, ABD-İran hattındaki müzakereler iyice belirsizliğe gömülmüş, NATO yeni güvenlik mimarisini tartışmaya açmış, ABD ile Çin arasındaki büyük güç rekabeti ise ekonomi, teknoloji, enerji ve savunma alanlarında daha sert bir safhaya taşınmış durumda.
Bu derece karmaşık, kaotik bir tablo karşısında, normal şartlarda dünya kamuoyunun daha fazla siyasi açıklama, daha fazla kriz dili, daha fazla diplomatik gerilim mesajları duyması beklenirdi. Fakat tam tersine, uluslararası sistemde dikkat çekici bir suskunluk hakim. Bu suskunluk bir rahatlama işareti mi? Yoksa yaklaşan büyük fırtına öncesi stratejik bir sessizlik mi? Son 150 yılın dünya tarihi bize şunu öğretti; diplomasinin en önemli anları çoğu zaman dünya kamuoyuna yansımayan detaylardır. Büyük kararlar, büyük uzlaşmalar ya da büyük kopuşlar, çoğu kez kameraların önünde değil, kapalı kapılar ardında şekillenir.
Bugün de benzer bir süreçten geçiyoruz. Dünyanın önde gelen düşünce kuruluşlarının ve saygın uluslararası medya organlarının son değerlendirmelerinde ortak bir tema öne çıkıyor; büyük güçler yüksek perdeden konuşmak yerine pozisyonlarını yeniden tahkim etmekte. Washington, Brüksel, Moskova, Pekin, Londra, Paris, Berlin, Tahran ve Tel Aviv hattında kamuoyuna yansıyan açıklamalardan çok daha yoğun bir perde arkası diplomasi trafiği yaşanıyor.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!