Doğu Akdeniz artık yalnızca enerji kaynaklarının paylaşıldığı bir coğrafya değildir. Karadeniz’den Kızıldeniz’e, Süveyş’ten Hint Okyanusu’na uzanan yeni jeopolitik denklemin merkezinde yer alan bu havza; deniz yetki alanlarının, enerji güvenliğinin, ticaret koridorlarının ve küresel güç rekabetinin kesişme noktası haline gelmiş durumda. Bu nedenle Kıbrıs meselesini hala yalnızca 1974’ün veya çözüm müzakerelerinin penceresinden okumaya çalışanlar, değişen dünyanın ruhunu kaçırmaktalar. Bugün Kıbrıs, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik derinliğidir.
‘Mavi Vatan Vizyonu’nun denizlerdeki en kritik dayanaklarından birisi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) varlığıdır. KKTC yalnızca Türk halkının egemenlik iradesini temsil eden bir devlet değil; Türkiye’nin deniz yetki alanlarının korunmasında, Doğu Akdeniz’deki caydırıcılığında ve enerji diplomasisinde vazgeçilmez bir stratejik ortaktır. Bu nedenle Türkiye’nin önündeki hedef, sadece KKTC’nin daha fazla ülke tarafından tanınmasını sağlamak değildir. Asıl hedef; KKTC’yi Doğu Akdeniz’in enerji, lojistik, yükseköğretim, dijital altyapı ve uluslararası diplomasi merkezlerinden birisi haline getirmektir. Ekonomik ve stratejik ağırlığı artan bir Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası görünürlüğü de doğal olarak güçlenecektir.
Doğu Akdeniz’de yaşanan rekabeti yalnızca Türkiye ile Yunanistan arasındaki tarihi anlaşmazlıklara indirgemek de eksik bir okumadır. Fransa’nın son yıllarda izlediği agresif politikanın arkasında, Afrika’da hızla eriyen nüfuzunu telafi etme arayışı yer almakta. Paris, Sahel’den Batı Afrika’ya kadar uzanan geniş coğrafyada onlarca yıl boyunca sahip olduğu siyasi ve askeri etkisini önemli ölçüde kaybederken, Doğu Akdeniz’i yeniden küresel güç iddiasını tahkim edeceği bir alan olarak görmekte. Bu nedenle Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile geliştirdiği yakınlık, sadece dayanışmanın değil, aynı zamanda kaybedilen prestiji yeniden üretme çabasının da ürünü.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!