Dün bıraktığım yerden devam etmek istiyorum.
Çin gerçekten dünyanın yeni süper gücü olabilir mi?
Bu sorunun cevabı, yalnızca ekonomik büyüklük tablolarına bakılarak verilemez. Çünkü tarihte büyük güç olmak hiçbir zaman yalnızca üretim kapasitesiyle açıklanmadı.
Evet, Çin bugün dünyanın en büyük üretim merkezlerinden biri.
Elektrikli araç üretiminde çok hızlı büyüyor. Batarya teknolojilerinde büyük üstünlük kuruyor. Güneş paneli üretiminde dünyaya yön veriyor. Afrika’dan Orta Asya’ya kadar geniş bir ekonomik etki alanı oluşturuyor.
Satın alma gücü paritesine göre Çin ekonomisi zaten ABD’yi geçmiş durumda.
Ancak nominal dolar bazında tablo hâlâ farklı.
IMF verilerine göre ABD ekonomisi yaklaşık 32 trilyon dolarlık büyüklüğe yaklaşırken, Çin ekonomisi yaklaşık 21 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.
Aradaki fark bize çok önemli bir şeyi anlatıyor:
Küresel liderlik yalnızca üretmekle oluşmuyor.
Asıl mesele; finans sistemini kontrol edebilmek.
Bugün dolar hâlâ dünyanın rezerv para sistemi. Küresel rezervlerin yaklaşık yüzde 57’si dolar cinsinden tutuluyor. Uluslararası enerji ticaretinin büyük bölümü hâlâ dolar üzerinden dönüyor.
Çin üretimde büyüyor olabilir. Ama dünya hâlâ güven krizlerinde Amerikan tahvillerine kaçıyor.
İşte ABD’nin asıl gücü burada başlıyor.
Bir diğer önemli alan ise teknoloji.
Evet, Çin sanayide çok güçlü. Ancak ileri çip teknolojileri, yapay zekâ altyapısı ve küresel teknoloji markaları tarafında ABD hâlâ çok ciddi üstünlüğe sahip.
Nvidia, Microsoft, Google, Amazon, OpenAI…
Bugün yapay zekâ çağını şekillendiren merkez hâlâ büyük ölçüde Amerika.
Ve aslında Washington’un rahat olduğu alan da tam olarak bu.
Çünkü ABD yalnızca ekonomik bir güç değil; aynı zamanda finansal, kültürel ve teknolojik bir merkez.
Çin ise daha çok üretim ölçeği ve devlet planlamasıyla öne çıkıyor.
Bu yüzden ben önümüzdeki dönemi “Çin ABD’yi tamamen geçecek” şeklinde okumuyorum.
Daha çok şöyle okuyorum:
Dünya artık tek kutuplu Amerikan düzeninden çıkıyor. Ama yerine tamamen Çin merkezli bir düzen de henüz kurulamıyor.
Yeni dönem; iki büyük gücün birbirini sınırladığı, zorladığı ve aynı zamanda birbirine mecbur kaldığı bir dönem olacak.
Ve aslında Washington’un en büyük korkusu da burada başlıyor.
Çünkü ABD’nin korktuğu şey yalnızca Çin’in büyümesi değil.
Çin’in bir gün ABD’ye ihtiyaç duymadan büyüyebilmesi.
Yarın biraz da bu korkunun perde arkasını yazmaya çalışacağım.