Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE), 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ yapılanmasından ayrıldığını dün resmen açıklaması, elbette enerji piyasalarına ilişkin teknik bir karar değil. Merkezi Viyana’da olan Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı’ndan (OPEC) BEA’nin ayrılma kararı, Körfez’in 1960’lardan beri inşa ettiği ortak stratejik aklın önemli bir kırılma anı olarak okunmalı. Abu Dabi yönetimi, kararın ‘uzun vadeli stratejik ve ekonomik vizyon’ ile ‘değişen enerji profili’ nedeniyle alındığını ve iç üretim yatırımlarını hızlandırma hedefi taşıdığını açıkladı.
OPEC, 1960’ta Bağdat’ta; Suudi Arabistan, Kuveyt, Irak, İran ve Venezuela öncülüğünde kuruldu. BAE ise, 1967’den itibaren bu enerji kardeşliğinin asli unsurlarından biri oldu. Bu yapı sadece petrol fiyatlarını değil, Körfez monarşilerinin birbirine karşı stratejik sadakatini de temsil ediyordu.
Bugün ise tablo değişiyor. BAE, artık kendisini sadece bir Körfez ülkesi olarak değil; Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan yeni ticaret hatlarının merkezinde konumlanan küresel bir lojistik ve finans merkezi olarak görüyor. Hindistan-BAE-İsrail-Avrupa Koridoru yani IMEC Projesi, Abu Dabi’nin yeni jeoekonomik pusulasını yansıtmakta. Bu denklemde Riyad merkezli klasik Körfez dayanışması yerine; BAE için Tel Aviv, Yeni Delhi, Washington ve Avrupa limanlarıyla kurulan çok katmanlı ağ arayışı öne çıkıyor.
Bu nedenle BAE, petrol kotası disiplinine bağlı kalmak yerine, üretim kapasitesini kendi ulusal çıkarlarına göre yönetmek istiyor. Özellikle Suudi Arabistan’ın fiyat kontrolü odaklı yaklaşımı ile BAE’nin ‘pazar payı ve yatırım serbestisi’ anlayışı zaten uzun süredir çatışıyordu. Ancak meselenin salt enerji olmadığının da herkes farkında.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!