Hayır, TÜİK’in enflasyon verisini eleştirmeyeceğim; çünkü okudukça kanım beynime sıçrıyor. TÜFE ayda %1,94 arttı diyebilme hokkabazlığı, şahane bir kibir ve vurdumduymazlık. Türkiye çok değişti; birçok özel ve güvenilir kurum hem tüm enflasyon sepeti hem de kırılımları için tahminler yapıyor. Bunlara baktığımızda, gayet iyimser bir bakış açısıyla bile TÜFE %2,5 olmalıydı.
Neyse ki fark etmez; çünkü hem dünya hem de Türkiye 2026 yılını kaybetti. TÜİK’e bir telefon gelirse, yıl sonunda enflasyonu %19 bile ilan edebilir. Hatta —hiç sanmıyorum ama— TCMB, TÜİK verisine göre parasal gevşemeye bile gider de sokaktaki kadının açısından çekilen acılar azalmaz. Aksine, bu ortamda faizleri indirmek insanların net borcunu azaltıp pozitif servet etkisi yapmaz; zaten arz şokları içinde kıvranan sanayi ve hizmetler kesiminde fiyat artışlarının hızlanmasına neden olur.
Neden Kaybettik 2026’yı?
Çünkü İran Savaşı bitmeyecek. Trump uçak gemilerini alıp Körfez’den kaçsa da bitmez, hatta daha da kötü olur. İran, kullanmaya başladığı parça tesirli füzelerle İsrail’i yangın yerine çevirir ve Körfez Krallıkları’ndan haraç keser.
Yılın başında, 2026’nın küresel ekonomi için bir “toparlanma ve stabilizasyon” yılı olacağına dair beslenen tüm umutlar, bugün itibarıyla yerini karanlık bir gerçeğe bıraktı. Ekonomi koridorlarında ve finans merkezlerinde artık tek bir fısıltı yükseliyor: 2026’yı kaybettik. Bu sadece karamsar bir manşet değil; verilerin, lojistik tıkanıklıkların ve enerji piyasalarındaki yapısal bozulmanın dikte ettiği kaçınılmaz bir sonuç.
Koridorlarda konuşulan bu da fon yöneticilerinin umurunda değil. Onlar hâlâ hayatın bir-iki ay içinde normale döneceği bir geleceği fiyatlıyor. Bir-iki hafta içinde nasıl yanıldıklarını anlayıp satılmadık mal bırakmayacaklar. Belki bir de piyasa çalkantısının reel ekonomiye sıçradığı finansal spazm yaşayacağız. Yani zatürre değil de ağır grip.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!