İç Borçlanma nedir?

Devletin, hazine bonosu ve devlet tahvili gibi araçlarla yurtiçine borçlanmasına iç borçlanma denir.

İç borç stoğu, kamu sektörü borçlanma gereksiniminin yüksek düzeyde seyretmesi halinde, sürekli olarak artış gösterir.

İç borç stoğunu oluşturan kalemler şunlardır:

– Devlet Tahvili: Vadesi 1 yıl ya da daha fazla olan kamu menkul değerleridir. Bir yıldan uzun vadeli devlet tahvillerinde, nominal faiz oranları ihale ile belirlenmektedir.

– Hazine Bonosu: Vadesi 12 aydan az olan, faiz ödemelerinin bulunmadığı kamu menkul değerleridir. İhraç anında iskonto ile satılıp, vade sonunda nominal değerle satın alınmaları nedeniyle; vade sonundaki ödeme, anapara artı faizi kapsar.

Hazine bonolarına yönelen talep, gecelik faizlerin yükseldiği dönemlerde, repo ve ters repo işlemlerindeki artışa paralel olarak artmaktadır.

– Kısa Vadeli Avans: Avans kullanma maliyeti; hükümetler tarafından, iç borçlanmaya kıyasla, daha uygun görüldüğü için tercih edilmektedir. Hazine’nin Merkez Bankası’ndan çektiği kısa vadeli avansın net bakiyesi de iç borç kalemleri arasında yer almaktadır ve avans kullanımının olumsuz etkileri, iç borçlanmaya göre daha kısa bir sürede ortaya çıkmaktadır.

Kamunun gerçekleştireceği maaş ve benzeri ödemeler, kamu gelirleri ile karşılanmadığında; hazine bu kaynağa başvurmaktadır. Ancak, bu kaynağın sıklıkla kullanılması, dolaşımdaki para tutarının artışına yol açmaktadır.

– Konsolide Borç: Konsolide borçların bir bölümü, Merkez Bankası’nın Hazine’ye döviz ve altın işlemlerinden ortaya çıkan zararlarının Hazine tarafından üstlenmesiyle ortaya çıkmaktadır. Hazine’nin ödemek zorunda olmadığı ve genellikle faiz tahakkuk ettirilmeyen bir borç kalemi olup, bir bölümü KİT’lere finansman sağlamak için çıkarılan tahvillerin konsolidasyonundan kalmıştır.

Nasıl değerlendirilir?

Türkiye koşulları gözönüne alındığında; hazine bonosu ve tahvil borçlarının GSMH’ye oranının %20’den fazla olması, bir olumsuzluk sinyali olarak algılanmaktadır. (Avrupa Birliği-Maastricht Anlaşması’nda bu oran için öngörülen sınır, %60’dır.)

Kısa vadeli iç borcun (bono ile yapılan iç borcun), toplam iç borç stoğuna oranının yükselmesi, olumlu bir gösterge olarak kabul edilmez. Bu orandaki yükselişe paralel olarak, faizlerde de önemli bir artış görülmesi söz konusudur.

Monetizasyon (iç borçların para bastırılarak vadesi gelmeden ödenmesi) ya da konsolidasyon (iç borçta vadelerin müdahale edilerek uzatılması ve ödemelerin ertelenmesi) ihtimali, ülkemizde oldukça düşüktür. Bu tür uygulamalar, borçlanma imkanını içeride ve yüksek bir ihtimalle dış piyasalarda 3-4 yıllık bir süre için engelleyebilecek uygulamalardır. Bu nedenle de, hükümetler, yüksek iç ve dış borç düzeyleri nedeniyle bu tip uygulamalara karşı daha çekimser yaklaşmaktadırlar.

Borç anapara ve faiz ödemelerinin yeniden borçlanarak karşılanması, faiz oranlarının düşürülmesini önler.

İhalelerdeki arz ve talebin incelenmesi, piyasaların ekonomiye bakış açısını ve beklentilerini yansıtır.

Bütçe içinde iç ve dış borç faiz ödemelerinin payının %25’i aşması, iç borçlanma ihtiyacının süregeleceğini gösterir.

İç borcun nasıl bir eğilime girdiğini görmek ve sonraki yıllar için enflasyon oranı hakkında bir fikir edinebilmek için, iç borç stoğunun GSMH’ye oranına da bakılmalıdır.

Finkafe'de Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir