Yirmibirinci Yüzyılın Ekonomide Yarattığı Değişim

Mahfi Eğilmez – 04.02.2018

Yirminci Yüzyıldan Yirmibirinci Yüzyıla Geçiş

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde başlayan gelişmeler ekonomide ve finansal piyasalarda birçok yeniliği ve dolayısıyla yeni yaklaşımları beraberinde getirdi. Bu yenilikler yirmibirinci yüzyılda küresel sistem diye adlandırılan yeni sistemin ekonomik ve finansal altyapısının temel taşlarını oluşturdu. Bunları şöyle sıralayabiliriz: (1) Dalgalı kur rejimi. (2) Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi. (3) Konvertibilite, para ikamesi ve döviz yaratma. (4) Finansal piyasaların herkese açılması. Bu dört gelişim ekonomide bir paradigma değişimine yol açtı. Eskiden kapalı ya da yarı kapalı olan ekonomiler birbiriyle iç içe girecek kadar eklemlendiler ve bunun sonucu olarak hastalıklar çok daha çabuk bulaşır oldu. Eskiden tek tek ekonomilerde ya da belirli bölgelerde çıkan ve oraları etkileyen krizler bu yeni düzende çok daha yaygın etkiler yaratmaya başladı. Buna karşılık eskiden en ufak bir kriz ciddi sarsılmalar yaratır ve uzun süreli etkili olurken şimdilerde artık bu büyük eklemlenme sonucu o kadar uzun sürmüyor. Yirmibirinci yüzyılda ortaya çıkan davranışsal ekonomi ve davranışsal finans yaklaşımları özellikle mikro piyasalarda insanların davranışlarını etkileyen meseleleri ekonomik etkilerle birlikte psikolojik ve sosyolojik açıdan incelemeye yöneliyor. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan ve yirmibirinci yüzyılı biçimlendirmeye başlayan bu dört alandaki değişime bir bakalım.

Dalgalı Kur Rejimi

20’nci yüzyılın son çeyreğine kadar ülkeler arasında sabit kur ve müdahaleli kur ağırlıklı bir kur rejimi uygulaması egemendi. Sabit kur rejiminde Merkez Bankası yerli paranın yabancı paralar karşısındaki kurlarını belirler ve elindeki döviz rezervleriyle bu kuru savunmaya çalışırdı. Rezervler yetmezse bu kez ithalata kısıtlamalar getirilerek döviz çıkışı mümkün mertebe engellenirdi. Eğer enflasyon veya diğer nedenlerle yerli para değer kaybetmişse ve Merkez Bankası döviz kurlarını rezervlerini kullanarak ya da ithalata sınırlama getirilerek savunamaz duruma gelmişse o zaman devalüasyon yapar, yerli paranın dış değerini düşürürdü. Dalgalı kur rejimi yirmibirinci yüzyılda bütün dünyanın uyguladığı kur rejimi oldu. Bu sistemde paraların yabancı paralar karşısındaki değeri piyasada belirleniyor. Bu değer, ekonomilerin gücüne göre her an değişip yeni bir değer haline gelebiliyor.

Sermaye Hareketlerinin Serbestliği

Yirmibirinci yüzyıl ekonomisinin önceki yüzyıldaki yapıdan önemli bir farkı da sermaye hareketlerinin yani para akımlarının serbest kalmasıdır. Eskiden sermaye hareketleri böyle serbest değildi. Bir ülkenin yatırımcısının bir başka ülkede yatırım yapabilmesi, parasını o ülkenin kâğıtlarına, hisselerine yatırması ya da başka ülkelerde mevduat hesabı açabilmesi uzun izinlere tabiydi. Sermaye hareketlerinin serbestliği fonların bir ülkeden ötekine rahatça akmasına yol açtı. Bu akış serbestliği bir yandan fon ihtiyacını karşılamakta kolaylık sağlasa da bir yandan da krizlerin bulaşıcılığını artırdı.

Konvertibilite, Para İkamesi ve Döviz Yaratma

Eskiden konvertibilite denildiğinde bir paranın altına çevrilebilme durumu anlaşılırdı. Sonra paraların altın karşılığı kalkınca bu kavram da evrim geçirdi. Yirminci yüzyılın son çeyreğinden başlayan bir değişim sonucu artık konvertibilite denildiğinde bir paranın o anda piyasada oluşmuş kurlardan serbestçe yabancı paralara çevrilip çevrilmediği anlaşılıyor. Paraların birbirlerine çevrilebilme serbestliği ve kolaylığı yerli para yerine daha istikrarlı olan yabancı paraların tutulmasına ve hesap birimi gibi kullanılmasına yol açtı. Buna para ikamesi ya da dolarizasyon deniyor. Fed için Dolar yaratmanın yasal olmasa da politik bir sınırı var ama dünyanın herhangi bir köşesinde yaşayan bir kişinin böyle bir sınırı yok. Bir talimatla bankadaki yerli para mevduatını Dolara çevirebiliyor.

Finansal Piyasaların Herkese Açık Hale Gelmesi

Yirmibirinci yüzyıla kadar finansal piyasalar herkese açık değildi. Bu piyasalarda işlem yapmak isteyenler bir aracı kurum ya da kişi bulmak ve işlemlerini ona yaptırmak durumundaydı. Oysa artık herhangi bir kurumun bir programı üzerinden kayıt olup sisteme girme yetkisi alan herkes bu işlemleri yapabiliyor. Finansal piyasaların herkese açık hale gelmesi bir yandan bilginin paylaşılması ve kullanılması anlamına gelse de bir yandan da bu piyasalardaki dalgalanmaların kitlelere yayılması anlamına geliyor.

Yirmibirinci Yüzyıl Ekonomisinin Yarattığı Değişimin Sonuçları

Dalgalı kur rejimi, para üzerindeki baskıyı kaldırdı. Dolayısıyla geçmişte oluşan paranın ani bir devalüasyonla büyük ölçüde değerini kaybedebileceği korkusu ortadan kalktı. Bu korku yerini ‘değer kaybı olsa bile para yerinde duracaktır’ biçiminde bir güven duygusuna terk etti.

Sermaye hareketlerinin serbestliği, dijital teknolojinin de gelişmesiyle birlikte, paranın kısacık sürelerde bütün dünyada tur atabilmesine olanak sağladı. Eskiden bir yerde sorun çıktığında paranın oradan çıkması izinlere tabiyken şimdi anında bir dijital işlemle çıkıp başka yere gidebilir oldu. Eskiden ‘bir an önce parayı çıkarmaya yönelik panik atakların’ yerini artık ‘sakin biçimde biraz daha bekleme davranışı’ aldı.

Konvertibilite, insanları para ikamesine ve o da eldeki yerli parayla yabancı para yaratabilme gücüne kavuşturdu. Bu durumda eskiden parayı yalnızca Merkez Bankaları basarken şimdi dünyanın her yanında elindeki yerel parayı verip istediği parayı alabilen milyonlarca sanal merkez bankası türedi. Bu gelişme para politikası yürütmenin eskisi kadar kolay olmadığı anlamına geliyor.

İnsanların artık dünyanın her tarafındaki finansal piyasalara kolayca girip çıkabilmeleri değerleri alt üst etmeye başladı. Biraz da moda etkisiyle ani sıçramalar ya da düşüşler yaşanabilir hale geldi. Bitcoin’de son bir yıl içinde yaşanan gelişmeler bunun tipik örneğidir. 2017 başında 986 Dolar olan Bitcoin’in Dolar kuru 2017 yılının sonunda 17.550 Dolara ulaştı. Bitcoinin 4 Şubat 2018 günkü değeri ise 8.977 Dolardı.

Eskiden ekonomi kitaplarında bir ülke ekonomisi anlatılırken önce kapalı ekonomiden başlanır sonra açık ekonomiye geçilirdi. Şimdi bunun hiçbir anlamı kalmadı çünkü kapalı ekonomi kalmadı.

Özetle söylemek gerekirse her büyük dönüşümde olduğu gibi önce mevcut paradigma değişti ve dolayısıyla eski paradigmaya göre biçimlenmiş ekonomi teorileri yetersiz kalmaya başladı. Şimdilerde yavaş yavaş bu yeni paradigmaya uygun teoriler ortaya çıkıyor. Bu büyük değişime karşın ortaya çıkan krizi çözmekte hala Keynesyen ekonomi politikası kullanılıyor ve işe de yarıyor.