Talep Enflasyonu mu Var Maliyet Enflasyonu mu?

Mahfi Eğilmez – 14.01.2015

Enflasyon nedir?

Bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak artması haline enflasyon diyoruz. Bu tanımdaki iki noktaya dikkat çekmek istiyorum: (1) Tek tek fiyatlar değil genel olarak fiyatların düzeyi artmış olacak. Birkaç malın fiyatının artması enflasyon değildir. (2) Artışın sürekli olması gerekecek. Bir defa görülen fiyat artışına enflasyon demiyoruz.

Bir ekonomide enflasyonun kökeninin bilinmesi enflasyonla ilgili soruları doğru yanıtlamak için gereklidir. Enflasyon iki kökenden beslenebilir: (1) Talep kökenli enflasyon, (2) Arz (maliyet) kökenli enflasyon.

Talep kökenli enflasyon: Eğer bir ekonomide talep kökenli sorunlar varsa yani örneğin arz miktarı değişmediği halde talep miktarı artıyorsa o zaman ekonomide talep kökenli enflasyon oluşur. Yalnızca 100 ekmek üretilen ve 1 TL’den satıldığında ekmeklerin tümü tüketilen bir ekonomi düşünelim. Varsayalım ki bir sonraki dönemde talep miktarı 110’a çıkmış fakat ekonomi bu kadar ekmek üretememiş olsun. Bu durumda talep sahipleri ekmeğe daha fazla fiyat vermeye razı olacaklar ve ekmeğin fiyatı artacak, örneğin 1,10 TL’ye yükselecektir. Eğer bir sonraki dönemde arz yine 100 adet ekmekte kalırken talep miktarı 120 ekmeğe yükselirse ekmek fiyatı da örneğin 1,20 TL’ye çıkacaktır. Bu, talep enflasyonudur.

Talep enflasyonu çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Örneğin nüfus artmışsa talep de artar. Ya da her şey sabitken merkez bankası piyasaya daha fazla para sürmüş ve bu para tüketicinin eline geçmişse talep yine artar. Talep enflasyonunu önlemenin yolu insanları daha fazla tüketimden vazgeçirip tasarrufa yönlendirmekten geçer. Bunun da yolu faizlerin artmasını sağlamaktan geçer.

Arz (maliyet) kökenli enflasyon: Eğer bir ekonomide arz yönlü sorunlar varsa yani örneğin arzda daralma ya da maliyetlerde artış oluşmuşsa o ekonomide arz yönlü enflasyonist baskıdan söz edilebilir. Arzda daralma, talep düşmediği halde üretim miktarında düşüş olması halidir. Ki bu fiyatların yükselişe geçerek enflasyon oluşmasına yol açabilir. Maliyetlerde artış üç şekilde ortaya çıkabilir: (1) Üretim faktörlerine ödenen bedellerde artış olabilir (ücret artışı, kira artışları, finansman maliyetleri ve dolayısıyla faizlerde artış.) (2) Girdi fiyatlarında artış olabilir (üretimde kullanılan hammadde, ara malı, sermaye malı fiyatları artabilir.) (3) Kurlarda artış ortaya çıkabilir. Bu durumda üretimde kullanılan ithal girdilerin fiyatları artabilir. Petrol, doğalgaz fiyatlarında artışın etkilediği enerji fiyat artışlarına ek olarak kurda ortaya çıkan artışlar bu tür girdilerin ithal fiyatlarını dolayısıyla firmaların üretim maliyetini artırır.

Yalnızca 100 ekmek üretilen ekonomimize geri dönelim. Diyelim ki bütün bu ekmekleri bir tek fırın üretmektedir. Bu fırında bir işçi bulunduğunu, fırının, ithal doğalgazla çalıştığını, ekmek üretimi için un, maya, su kullanıldığını, ekmek üreten makinenin değişken faizli banka kredisiyle alınmış olduğunu varsayalım. İşçinin ücreti sürekli artıyorsa bu üretim faktörleri bedellerindeki artışın yarattığı bir maliyet enflasyonuna yol açar. Kurlar sürekli yükseliyor ve o nedenle ithal doğalgazın fiyatı ve elektriğin fiyatı sürekli artıyorsa o zaman bu maliyetlere de yansır ve ekmek fiyatları da buna uyum göstererek sürekli artar ve enflasyona neden olur. Ekmek üretiminde girdi olarak kullanılan un, maya ve suyun fiyatı sürekli artarsa bu da maliyetleri artıracağı için enflasyona yol açar. Aynı şekilde bankadan alınan değişken faizli kredinin faizi de sürekli artış gösterirse bu da maliyetleri artırıcı bir etki yapar ve enflasyona neden olabilir. Burada saydığım bütün artışlar sürekli olması halinde enflasyon olarak adlandırılır, bu artışlar bir defalık artış olarak ortaya çıkmışsa enflasyon olarak adlandırılmaz, fiyat artışı olarak kabul edilir.

Türkiye’de durum

Türkiye’de 2014 yılında yıllık ortalama manşet enflasyon (TÜFE ile ölçülen enflasyon) yüzde 8,9 oldu (yılsonu enflasyonu yüzde 8,17 olmakla birlikte bu hesaplarda yıllık ortalama enflasyona bakılır.) Bu enflasyonun kökeni nedir? Talep enflasyonu mu yoksa arz enflasyonu mu yoksa her ikisin de bulunduğu bir karma enflasyon mu söz konusu? Bu soruya yanıt verebilmek için önce talebi etkileyen unsurlara bakalım.

Talep enflasyonu var mı?

İlk sorumuz para arzında talepte artış yaratabilecek bir yükselme oldu mu sorusu olacaktır. Para arzını çeşitli şekillerde ölçüyoruz. Geniş para arzına (M3) baktığımızda 2013 yılsonuna göre yüzde 14 dolayında bir artış olduğunu görüyoruz. Büyümenin yüzde 4 beklendiği bir yıl için yüzde 14 dolayındaki bir para arzı artışının makul karşılanması zordur. Para arzındaki bu 10 puanlık artışın talepte bir artışa neden olup olmadığını inceleyebilmek için talep cephesine bakalım. Öte yandan para arzındaki artış oranı aşağı yukarı kurdaki artışla örtüşüyor.

Talepte bir artış olup olmadığını yanıtlayabilmek için ilk olarak tüketicilerin eğilimlerini izlediğimiz anketlere bakmamız gerekiyor. Bu anketlere baktığımızda talebin arttığını gösteren bir değişim göremiyoruz. Örneğin tüketici güven endeksi 2013 sonunda 75 iken 2014 sonunda 67’ye gerilemiş görünüyor. İkinci bir gösterge olarak hanehalklarının nihai tüketim harcamalarının GSYH içindeki payına bakıyoruz. 2013 yılında GSYH’nın yüzde 71,2’si hanehalklarının nihai tüketim harcamalarından oluşurken 2014 yılında bu oran yüzde 70,5’e gerilemiş görünüyor. Demek ki 2014’de talepte artış olmamış, tam tersine düşüş yaşanmış. Bunlara ek olarak Kalkınma Bakanlığı’nın Ekonomik Gelişmeler başlıklı raporlarında ve TCMB’nin Enfasyon Raporlarında iç talepte 2014 yılında elle tutulur bir kıpırdanma olduğunu gösteren bir saptamaya rastlayamadık.

O halde 2014’de yaşanan enflasyonun, Para arzındaki artışa karşın, talep kökenli olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

Arz enflasyonu mu söz konusu?

Gelelim işin arz (maliyet) yönüne. Buradaki sorumuz şu olacak: 2014’de maliyetlerde artışa neden olan bir gelişme oldu mu? Yani üretim faktörlerinin gelirleri (ücretler, kiralar, faizler ve karlar) arttı mı? Üretimde kullanılan girdilerin fiyatları yükseldi mi? Kurlar arttı mı? Bu soruların yanıtları bizi Türkiye’de yaşanan enflasyonun arz enflasyonu olup olmadığına götürecek bizi. Bunlara tek tek bakalım. Ücretlerin, ortalama olarak, enflasyon kadar artış gösterdiğini ve bu şekilde enflasyona katkı yaptığını genel olarak söyleyebiliriz. Ne var ki ücretler geçmiş enflasyona göre artırıldığı için gelecek enflasyonu artırıcı yönde katkı yapabilmesi için geçmiş enflasyonun üzerinde artmış olması gerekiyor. Ücretlerde bu tür istisnalar olsa da genel olarak ortalama ücretlerin geçmiş enflasyona göre ayarlandığı için ücretlerin enflasyona katkısının sınırlı kaldığını düşünüyorum. Kurlardaki artış için sepet kura (½ USD + ½ Euro) bakıyoruz. 2013 yılı sepet kurun ortalaması 2,31 iken 2014 yılında 2,55 olmuş. Yani yüzde 10’un üzerinde artış sergilemiş. Faizlerdeki artış da aynen kurdaki artış gibi yüzde 10’un biraz üzerinde gerçekleşmiş.

Şimdi de bu giderlerin toplam firma maliyetlerindeki ağırlıklarına bakalım. Aşağıdaki tablo Yüncüler ve Öğünç’ün, Firma Maliyet Yapısı ve Maliyet Kaynaklı Enflasyon Baskıları, TCMB Çalışma Tebliği No: 15/3 adlı çalışmalarından alınmıştır. Bu tablonun hazırlanmasında yazarlar, 20’den fazla işçi çalıştıran firmaları hesaba katmıştır. Hesaba aldıkları firma sayısı 38.997’dir. Hesaplamayı, 2006 – 2011 yılları ortalamasını esas alarak yapmışlardır.)

Maliyet Kalemleri Giderlerin Ağırlığı (%)
Personel giderleri 23,6
Hammadde giderleri 41,5
Elektrik giderleri 2,0
Yakıt ve akaryakıt giderleri 3,6
Kira (bina + makine, teçhizat kiraları) 3,1
Finansman giderleri (faizler, komisyonlar vd) 3,6
Faaliyetle ilgili diğer giderler 15,2
Diğer 7,4
Toplam 100,0

Görüleceği üzere Türkiye’de tarım dışında (sanayi, hizmet ve inşaat sektörleri) yer alan firmalarda maliyetlerin ağırlığı hammadde ve personel giderlerinde toplanmaktadır. Demek ki fiyat artışlarında en etkili iki kalem hammadde (yani girdi) fiyatları ve üretim faktörlerinden emeğin fiyatı olan ücretlerdir. 2014 yılında ücretlerdeki artışın enflasyon düzeyinde olduğunu, buna karşılık hammadde fiyatlarındaki artışın kurlardaki artış da dikkate alındığında en az yüzde 10 dolayında olduğunu hesaplıyoruz. Elektrik giderleri, yakıt ve akaryakıt giderleri kalemlerini de hammadde gibi kurla yakın ilişkili kalemler olarak düşünmek gerekir.

Finansman giderlerinin toplam maliyetler içindeki payı sadece yüzde 3,6’dır. Bunun tamamı faiz değildir. Yaklaşık 0,5 puanı diğer giderler olduğu düşünülmektedir. Demek ki faizin toplam maliyetlerdeki payı yüzde 3’ten ibarettir.

Kur ile faiz ilişkisi

Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ekonomilerde yabancı paraların yerli para ile olan ilişkisi büyük ölçüde faiz – risk dengesiyle belirleniyor. Eğer bu tür bir ekonomide riskler yüksekse (yani örneğin cari açık yüksek, dış finansman ihtiyacı yüksek, siyasal belirsizlikler söz konusu, mali disiplinde sorunlar varsa) o zaman yabancı para çekebilmek için faizlerin yüksek tutulması gereği vardır. Aksi takdirde dış finansman girişi azalır ve kurlar yükselir. Kurlar yükselince riskler yükselir, dış finansman kaynaklarının gelmesi azalacağı gibi içeridekiler de dışarı çıkmaya başlar. Kurların yükselmesi yukarda ayrıntısıyla değindiğim gibi enflasyonun yükselmesine yol açar. Dalgalı kur rejimi uygulayan açık bir ekonomide paranın iç değeriyle dış değeri birlikte hareket eder. Yani enflasyon oluşmuşsa paranın dış değeri de düşer ya da paranın dış değeri düşmüşse enflasyona yol açar. Bu durumda tek çözüm faizi yükselterek dış finansman için yeniden çekim alanı yaratmaya çalışmaktır. Böylece yabancı kaynaklar içeri çekilmiş ve kurlar düşürülmüş, enflasyon da denetim altına alınmış olur.

Sonuç

Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan çıkardığımız ilk sonuç 2014 yılında Türkiye’de yaşanan enflasyonun ağırlıklı olarak yüksek kur ve yüksek petrol fiyatlarının yarattığı maliyet artışlarından kaynaklandığı sonucudur. İkinci olarak faiz giderlerinin, toplam maliyetler içindeki payının düşüklüğüne bakarak tek başına enflasyona neden olmasının mümkün olmadığını net bir biçimde söyleyebiliyoruz. Vardığımız bu ikinci sonuç, ‘yüksek faizin enflasyona neden olduğu’ biçimindeki tezin yalnızca bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Bu iki bulguyu birleştirerek ulaştığımız üçüncü sonuç; TCMB’nin, 2014 başında faizi artırarak kuru denetim altına almasının 2014 yılının bu enflasyon oranıyla bitmesini sağladığı şeklindedir. Bir başka ifadeyle eğer TCMB, yılın ilk ayında politika faizini yüzde 4,5’dan yüzde 10’a çıkarmasaydı 2014’ü büyük olasılıkla çok daha yüksek bir enflasyon oranıyla bitirecektik. Tabloda yer alan hammaddelerin çoğunun, elektriğin bir bölümünün, yakıt ve akaryakıtın neredeyse tamamının ithal malı olduğunu ve kurla fiyatlandığını dikkate aldığımızda gördüğümüz budur.

İster beğenelim ister beğenmeyelim ekonomi bir bilimdir. Ve her bilim gibi objektif bir takım dayanakları vardır. Bilimden biraz daha uzak olan bu objektifliği subjektif isteklere göre biçimlendirmeye çalışan ekonomi politikasıdır. Onun için ekonomi, bilim olarak tanımlanırken ekonomi politikası, bilimle sanatın karışımı olarak tanımlanıyor. Bana sorarsanız ekonomi bilimini oluşturan bilim ve sanat ikilisinin yanına siyaseti de katmak gerekiyor. Bugün yaşadığımız sorunların sorumlusu ekonomi bilimi değildir. Sorun, ekonomi bilimi, siyaset ve sanatın bir araya gelmesiyle oluşturulan ekonomi politikasında, ağırlığın ekonomi bilimi yerine siyaset ve sanata verilmesinden kaynaklanıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir