Savaş İstemeyen Ama Hazırlıksız da Olmayan Türkiye

Türkiye geçmişte savunma ihtiyaçlarını karşılamak için başka ülkelere bağımlı kaldığında bunun siyasi sonuçlarını da yaşadı.

Bazı sistemler verilmedi.

Bazı projeler askıya alındı.

Müttefiklik ilişkisiyle bağdaşmayan kısıtlamalar getirildi.

Bu tecrübeler bize çok önemli bir şey öğretti:

Kendi güvenliğinizi sürekli başkasının siyasi tercihine bırakamazsınız.

Bugün savunma sanayiinde ulaşılan noktanın gerisinde yalnızca teknolojik bir hedef yok.

Aynı zamanda siyasi bağımsızlık arayışı var.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO müttefiklerine savunma sanayii kısıtlamalarının kaldırılması çağrısı da bu nedenle önem taşıyor.

Türkiye ortak güvenliğin yükünü taşıyorsa, savunma iş birliklerinin dışında tutulamaz.

Dünya yeni bir silahlanma dönemine giriyor.

Avrupa savunma bütçelerini artırıyor.

NATO mühimmat, hava savunması ve insansız sistem yatırımlarını büyütüyor.

Böyle bir ortamda Türkiye’nin savunma sanayii yalnızca güvenlik açısından değil, ekonomik açıdan da büyük önem taşıyor.

Savunma ihracatı yalnızca para kazandırmaz.

Ülkeler arasında uzun vadeli stratejik ilişkiler kurar.

Bir ülkeye savunma sistemi sattığınızda çoğu zaman yalnızca bir ürün satmazsınız.

Diplomatik etki alanı da oluşturursunuz.

Özetle;
Dünyadaki savaşların geldiği noktadan rahatsızım.

Gazze’de yaşanılan soykırım, Rusya-Ukrayna savaşından, İran çevresindeki gerilimden rahatsızım.

Ancak tam da bu nedenle Türkiye’nin güçlü olmasını önemsiyorum.

Çünkü yaşadığımız coğrafyada iyi niyet tek başına güvenlik sağlamıyor.

Türkiye savaş istemiyor.

Ama savaşın ilk anında başkalarının kapısını çalmak zorunda kalacak bir ülke de olmak istemiyor.

Yeni güç tanımımızın en önemli cümlesi budur:

Barışı tercih ediyoruz.

Fakat barışı koruyacak gücü de kendi ellerimizle inşa ediyoruz.

@ParaBorsaNet'i X'te Takip Et!

ÖNEMLİ HABERLER VE GÜNCEL PİYASA YORUMLARINI KAÇIRMAMAK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK HEMEN X'TE BİZİ TAKİP EDİN!