Küresel ekonominin bir güvenlik alanına dönüştüğü bu yeni dönemde, sanayi artık yalnızca büyümenin değil; istikrarın, bağımsızlığın ve stratejik kapasitenin de ana taşıyıcısı haline gelmiş durumda. Küresel virüs salgını ile başlayan arz şokları, savaşlarla derinleşen enerji ve gıda krizleri ve teknolojik rekabet, sanayinin dayanıklılığını ulusal güvenliğin asli unsurlarından biri haline getirdi. Bu nedenle Türkiye için sanayi politikası artık yalnızca verimlilik ve ihracat başlığıyla değil, doğrudan stratejik bir mesele olarak ele alınmalı.
Türkiye, güçlü üretim geleneği, geniş iç pazarı ve bölgesel konumu sayesinde bu dönüşüm için önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyelin hayata geçmesi, sanayinin yapısal olarak yeni bir evreye taşınmasını gerektiriyor: Daha inovatif, daha dijital, daha ihtisaslaşmış ve daha dayanıklı bir sanayi yapısına geçiş.
Bu dönüşümün ilk ayağı, Organize Sanayi Bölgelerinin yeniden kurgulanmasıdır. OSB’ler artık yalnızca arsa tahsis edilen üretim alanları değil; teknoloji, eğitim, lojistik ve enerji altyapısıyla entegre ihtisas merkezlerine dönüşmektedir, dönüşmelidir. Savunma, elektronik, biyoteknoloji, batarya, kimya ve makine gibi alanlarda tematik OSB’lerin sayısının arttırılması; firmaların aynı ekosistem içinde bilgi, tedarik ve uzman işgücünü paylaşmasını da sağlar. Bu da hem maliyetleri düşürür hem de inovasyon hızını artırır.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!