Son beş yılda küresel sistem üzerine yapılan analizlerin büyük bölümü, yaşanan süreci ‘dönüşüm’ kavramıyla açıklamaya çalışsa da, bugün tanık olduğumuz tablo, çok daha sarsıcı bir sürece işaret ediyor. 80 yıllık küresel düzen değişmiyor; çözülüyor, dağılıyor ve kurucu sütunlarını hızla kaybediyor. 1945 sonrası inşa edilen Atlantik merkezli sistem; ABD liderliği ve hegemonyası, serbest ticaret, kolektif güvenlik, kurumsallaşmış çok taraflılık ve liberal değerler üzerine kuruluydu. Bu mimari, Soğuk Savaş boyunca batıya hem askeri hem ekonomik hem de ideolojik üstünlük sağladı. NATO, Bretton Woods kurumları ve transatlantik bağlar bu yapının omurgasını oluşturdu.
Ancak son yirmi yılda bu kurucu mantık sistematik biçimde aşındı. Irak ve Afganistan müdahaleleriyle başlayan meşruiyet kaybı, 2008 küresel finans kriziyle birlikte neoliberal sistemin değer mekanizmasına duyulan inancı derinden sarstı. Batı, kendi oluşturduğu ekonomik düzenin maliyetini yönetemez hale geldi. Eşitsizlik arttı, orta sınıf eridi, toplumsal kutuplaşma derinleşti. Birinci ve ikinci Trump dönemleri ise bu sürecin en kritik kırılma noktalarından biri oldu. ‘Önce Amerika’ söylemiyle Washington, müttefiklik hukukunu sorgulattı; NATO’yu mali bir yük olarak gördüğünü açık biçimde hissettirdi.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!