Cari Açığımız Çok Hızlı Düşebilir!

Aydın Eroğlu – 25.09.2013

Acaba Biz Mi Biraz Sussak?

Öyle ya, baksanıza bizim gibi yorumcu ve stratejistler, olası uygulayıcı noktasında karar verecek olanların ne yapacaklarını bilmedikleri zamanlarda şöyle olursa böyle olabilir, böyle olursa şöyle olabilir diye ihtimalleri anlatırdık. Eğer alınacak kararların ne olacağı konusunda güçlü inançlarımız varsa, o yönde tahminlerimizi diğer tahminlerimizin daha üstünde tutar ve altını çizerdik. Ama şimdi bakıyorum da bizim bunu yapmamıza bile gerek kalmıyor. Çünkü alacakları kararlarına göre tahminlerimizi şekillendireceğimiz kişiler bile işi tahmine bırakmışlar!

Dün Merkez Bankası başkanımız Sayın Erdem Başçı, ”Gelecek yıl sermaye hareketleri yeniden hızlanırsa Dolar kuru 1,80’i görebilir” dedi. Olabilir tabii neden olmasın. Hatta eğer TCMB tahvil faizlerini 3-5 puan arttırırsa 1,70 ve altındaki seviyeler de olabilir. Ama eğer siz kendi alacağınız kararlarla paranıza ve kurlarınıza yön vermeyecekseniz, işi dışarıdaki gelişmelere bırakacaksınız, bu şartınızın bir de karşı tarafı olduğunun bilinmesi lazım. O ihtimale de dikkat çekmeniz lazım! Bu ihtimalleri ben söyleyeyim isterseniz?

Peki bu olumsuz alternatif ne olabilir? (Gerçi kur için olumsuz gözüken ekonomi ve ihracat için bence iyi olan ihtimaldir ya neyse, onu sonra konuşalım) Mesela FED yılın sonunda ya da hemen gelecek yılın başında yapmadığı tahvil azaltımını yapma kararı alırsa, hatta şimdi yapsa biraz daha küçük tutabileceği tutarı daha yüksek bir tutarla başlatırsa acaba gelişmekte olan ülkelerden para çıkışı yeniden hızlanır mı? Hızlanırsa ve biz bunu ekstra faiz artışı ile durdurmazsak 2,10’ları da geçen bir kur riski ile karşılaşabilir miyiz? Bu risk yaşanacak olursa, mevcut sendikasyonları nedeniyle bankalar artacak kurlardan zarar görmezler mi? Böyle bir ortamda 2,10’ları da geçebilecek kurlar nedeniyle bankaların sendikasyonlardan döviz zararları artarsa bilançolarındaki mevcut kârlar azalmaz mı? Karları azalırsa fiyatları düşmez mi? Bankaların fiyatları düşerse, BIST’i etkileme oranları nedeniyle BIST yine ciddi düşüşler göstermez mi?

İşte görüyorsunuz söylediğiniz tahmin ise, diğer alternatifini de söylemeniz gerekiyor. Ama derseniz ki, ”önümüzdeki yıl dış piyasalar tedirginliğini azaltmaz halâ kurlar artmaya kalkarsa biz tahvil faizlerimizi öyle bir düzeye çekeriz ki, bu faizi görünce nasılsa Türkiye’ye yabancı sermaye akışı yeniden hızlanır ve kurlardan korkmaya gerek kalmaz” buna diyecek sözüm olamaz. Çünkü TCMB başında olanların ihtimallere karşı uygulamaya alacakları kararları bilme imkanları nedeniyle gelecek ile ilgili gelişmelerde bizlere karşı bilgi ve öngörü avantajları vardır. Hatırlayınız, nasıl 2012 başında bir anda faizleri faiz koridoru uygulaması ile % 12’li rakamlara çekmiştik. TCMB faiz koridorunu ekstra yükseltince her ne kadar politika faizlerine dokunmasa da, o dönem için geçerli hale gelen gecelik faiz ve faiz koridoru ile dövizin belini gerçekten kırmıştı. Öncesinde 1,92’civarına gelmiş olan Dolar, TCMB’nın yüksek faiz artışı sonrasında yeniden 1,74 seviyelerine inmişti.

Peki böyle hızla yukarı, hızla aşağı kur hareketleri yaşanabilen bir ülkede sizce yatırımcılar doğru kararlar alabilirler mi? Ya da, o an için yüksek döviz kuruna bakan bir yatırımcı, ihracata yönelik üretim yatırımı kararı alabilir mi? Bu soru zorsa veya kolay geldi de hemen cevap verdiyseniz, tersini de sorayım; peki kurların yeniden çıktığı hızla aşağıya ineceğini düşünen ithalatçı (TCMB başkanı 1,80 Dolar ihtimalini söylediği için) gönül rahatlığıyla ticaretini yapabilir mi? Yani 2,08’i göre Dolar’ın yeniden 1,80’lere düşeceği korkusu varsa ithalat yapabilir mi? İyi de ben bu işi anlamadım. İhracatçı da korkuyor, ithalatçı da. İşte ülkenin şuan iş adamları ve sermaye için durumu aynen böyle. Maalesef bunun da hatası benim çok konuşmamdan, ya da belirsiz konuşmamdan kaynaklanmıyor!

Cari Açığımız Çok Hızlı Düşebilir!

Ben de bir düşüncemi söyleyeyim o zaman; ”Cari açığımız çok hızlı düşebilir!” . Ama bir şartla. Evet, evet yanlış duymadınız eğer enerji bakanımız sayın Yılmaz’ın temkinli yaklaştığı kaya gazı aramalarında bir anda çok yüksek rezervler bulduğumuz açıklanırsa, en büyük ithalat ve cari açık sebebimiz olan enerjinin ekonomiye etkisi negatiften pozitife döner. Bu durumda kim korkar artık cari açık ve kur yükselişinden. Hatta bu ihtimal gerçekleşse ve kurlar yine de yükselse keşke. O zaman halkımız üzerinde çok daha hızlı dolaylı vergi toplamış oluruz. Hızla borçlarımızı da ödemeye başlarız. Yani sevinmeyin hemen petrol fiyatı düşer, arabalarımızın deposunu daha ucuz doldurur gezer de gezeriz diye. O zamana daha çoook var. Çünkü biz devlet olarak enerji kdv+ötv’si gibi kolay gelirin aslında hedef değil, amacını aşacak orana gelirse büyümemizi bile engelleyen sebep olduğunu halâ anlayamadık!

Biz halâ kendi ekonomi programlarımızı uygulamaya alamazsak, sanayimizi fason sanayicilikten kendi marka ve patentini üreten, yüksek katma değerli üretim yapan bir üretim şekline sokamazsak, her yıl aynı savurganlıkla dışarıya dünya kadar ithal mal için milyarlarca dolar ödemeye devam edersek emin olun kaya gazını bile bulsak, yine de ekonomimizde istediğimiz gelişmeleri yaşayamayız. Bizim gibi enerjide dışa bağımlılığı çok yüksek olan ama buna rağmen üretim yapmayı bildiği için, cari fazla yaratan nice ülke var.

Maalesef biz her nedense bir türlü üretime dayalı gerçek bir sanayi politikasına geçemiyoruz. Halâ günü geçiştirecek politikalarda takıldık kaldık. En yüksek ihracat alanımız olan otomotiv sektöründe bile, ara mal ithalatı nedeniyle nette ihracat fazlamız yok! Gidip halâ mevcut üreticilere gel yerli otomobil yap diyoruz. Göbeğinden yabancı bir markaya bağlı olan bir üreticinin bunu yapabilmesi mümkün müdür? Kendisine rakip olacağını görecek olan üretimini yaptığı yabancı marka onu rahat bırakır mı? Bu izni ona verir mi? Ayrıca ithalatını yaptığımız her şeyi içerde de üretir olmak mı lazım, yoksa gerçekten çok daha hızlı pazar payı alabileceğimiz rekabette daha şanslı olabileceğimiz alanlarda mı atılımlar yapsak? Mesela acaba kaç tane i-phone bir otomobil ağırlığındadır? Ya da bir otomobil ağırlığındaki i-phone adetinin toplam değeri kaç paraya gelir? Sizce ağırlık hesabından gidersek hangisi daha pahalıya gelir. Katma değeri daha yüksek olur? Çocuklarınızın elindeki telefonlarına bir bakın. Bir de kulaklık, kılıf gibi devamlı değiştirdikleri eksesuarlarla bu değeri düşünün.

Yok artık, Nokia ve Blacberry bile batarken Samsung ve Aple karşısında biz durabilir miyiz? Arçelik bir çok şeyi üretirken Samsung’un henüz daha şirket olarak bile kurulu olmadığını size hatırlatayım. İyi de onlar Güney Kore firması. Güney Kore ile bu alanda yarış mı yapacağız? Hemen söyleyeyim; zamanında biz otomobil montajı yaparken ve milli otomobilimizi üretelim diye düşünürken, aynı G.Kore henüz bu tartışmaları bile yapabilecek ekonomik çapta değildi. Ama onlar sonrasında sadece konuşmakla kalmadılar. Bu hamleleri arka arkaya yaptılar. Şimdi görüyorsunuz bizden daha geride olan bir üretim teknolojisine sahip olan G.Kore otomobil ve elektronik sektöründe dünyaya kafa tutabiliyor.

İşte bu nedenle savunma sanayi kararlarında, milli gemi, milli tank, milli savaş sistemleri(savaş uçaklarındaki düşman tanıma sistemi gibi, elektronik komuta sistemi), milli uydu, milli insansız hava aracı, roket sistemleri, atak helikopteri projesi, yerli petrol arama platformu, yerli petrol arama gemisi yatırımları gibi kararları canı gönülden destekliyorum. Ama dikkat ederseniz milli denen bu üretim alanlarındaki başarının temelinde devletin bu yatırımların arkasında olması yatıyor. Kesin alıcı olmasından ötürü de, devletin Aselsan, Havelsen, Roketsan gibi şirketlerinin dışında özel sektör de bu alanda çok ciddi yatırımlar yapıyor. Ciddi teknolojiler geliştirip, silah sanayinde ihracatçı duruma gelmiş bir ülke olduk.

Devletolarak, fason ya da ikame üretime alışmış sanayi sektörünü bu alışkanlığından sıyrılması için çok daha net okonomik kalkınma programları yapılmalıdır. Yüksek yatırım gerektirecek alanlarda rekabetten çekinecek özel sektör çok hevesli olmayabilir. Bu nedenle özel sektörün, istihdam, vergi, enerji, alım garantisi gibi yatırım teşvikleri ile canlandırılması lazımdır. Yeni üreticilerin ve yatırımcıların piyasaya girmesi sağlanmalıdır. Sıfırdan yeni bir şirket kurulup da bu alanlarda nasıl büyür dersek, halâ G.Kore ve Samsung gibi örnekleri tam anlayamamışız demektir. Geç kaldık diye bir şey yoktur, alınmamış kararlar vardır!

Ama sadece ağır sanayi yatırımları ya da yüksek teknoloji üretimleri mi desteklenmelidir? Olur mu, bir alan değil, her türlü üretim desteklenmelidir. Mesela şu an dünyanın ekonomik büyüklük sıralamasında en üstlerde yer alan Google, Facebook, Twitter gibi örnekler de iyi gözlenmelidir. Dünyada talep yaratabilecek her görüş ve üretim desteklenmelidir.

Bu arada hemen söyleyeyim ki, beklenti yazımın başlığı hakkında 2012 aralık ayında uzun bir strateji yazısı yazmış biriyim. Yani şaka yollu attığım bu başlık, aslında bu alanda Türkiye’den iyi haberler duymayı beklediğim bir gelişmedir. Ben önümüzdeki aylarda müjdeli haberler duymayı bekliyorum. Ancak, biz bu üretim anlayışı ile gidersek, enerjideki bağımlılığımızdan kurtulsak bile, yine düze çıkamayız diye uyarmak istedim. Türkiye her alanda kendi kalkınma programlarını uygulamaya sokup, bunu başarabilmelidir. Artık yıllarca cari açıkla yaşamaya bir son verilmelidir. Son OVP (Orta Vadeli Program)’de bu umuda kapılmıştım. Ama iki yıl geçmesine rağmen umduğum görüntüleri göremedim. Demek ki, bazı şeyler eksik düşünülmüş. Bunları da bulup, düzeltmek ve yatırımcıyı canlandırmak lazım. Bizim işimiz bu olması lazım. Özel hayata, eğitime, sosyal yaşama müdahalelerle zaman kaybetmemeliyiz. Önümüze bakıp, cari açıksız büyümeyi başarır ve ekonomik düzlüğe çıkarsak, emin olun zaten toplum bir çok sorun gibi görünen konuyu kendiliğinden aşacaktır.

Son bir dip not ile çok uzattığım yazımı bitireyim. TCMB bir şeyleri başarmak istiyorsa, dünyanın ve kendi tüketicilerimizin bağımlı olacağı yüksek teknoloji ve yüksek katma değerli üretimi başaracağımız günlere dek değerli TL sevdasından uzak durmalıdır! Bir önceki başkan zamanındaki değerli TL hatası, ülkenin bugünlerdeki cari açığının en büyük nedenlerinden birisidir. Yani, yeniden sermaye girişleri başlarsa Dolar 1,80’e düşebilir diyerek üretime dönük yatırımcılarımızı korkutacağımıza, gerçekçi kur seviyesi ile yaşamanın daha doğru olacağını bilerek politika üretmeli ve ona göre de kamu oyuna mesajlar vermeliyiz.

BIST Ne Olacak?

Gap’lerini verdiğim bankalar bu gap’leri kapatıyorlar. Ama endeksin gap’i henüz kapanmadığı için ben seyretmeye devam ediyorum. Bu arada ısrarla söylediğim diğer sektör hisselerinde de hareketlenmeler endeks ve bankalardan bağımsız yaşanmaya devam ediyor. Tam sevdiğim ve benim için ideal bir piyasadayız. Uygun gördükçe teknik hisse öngörülerimi paylaşacağım. Şimdilik BIST’in gap boşluğunun henüz kapanmamış olması seyirci olmama neden oluyor. Ama en azından bankaların gap’leri konusundaki uyarımda haklı çıkmış oldum.

NOT: Başlığa bakıp, beklentimin bu olduğunu düşünmeyin. Ben sadece Bernanke ve Başçı’nın üslûbuna bir dokundurma yapayım dedim. Ama dediğim şart gerçekleşirse, bu beklentiye de sahibim:)

Yazı; 09:15’te borsaanalizci.com’da yayınlanmıştır.

Saygılarımla

www.aydineroglu.comwww.borsaanalizci.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir