BİST100 endeksinde satıcılı açılış gerçekleşmesini bekliyoruz.
Jeopolitik gerginlikler hafta sonuna damgasını vurdu. ABD ile İran arasında piyasaları uzun süredir meşgul eden kriz, fiili çatışma boyutuna taşındı. İsrail de ABD ile birleşerek dün İran’a saldırılarını başlattı. İran, Irak, Suriye, Kuveyt, Bahreyn ve BAE’deki ABD üsleri çevresine roket saldırıları yaptı. ABD ise buna karşılık İran’a ait olduğu belirtilen bazı radar sistemlerini, füze mevzilerini, İHA altyapısını nokta atışıyla vurduğunu duyurdu. İran dini lideri Hamaney ve İran Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanı Abdülrahim Musevi ve Savunma Bakanı Aziz Nasırzade’nin saldırılarda öldüğü bildirildi. Makro verileri daha da önemli etkileyecek bir durum ise Hürmüz Boğazı’nın kapatılıp , kapatılmadığı. Savaş devam ederken Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığına ilişkin haberler doğrulanırsa, küresel enerji arzında ani ve sert bir şok yaşanabilir. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’si (günde 18–20 milyon varil) Hürmüz Boğazı’ndan taşınıyor. Bu hattın devre dışı kalması, fiziki arzda doğrudan kesinti yaratmasa da risk primi kanalıyla petrol fiyatlarında hızlı bir yükselmeye neden olacaktır. Brent petrolün kısa sürede %10–15 bandında yukarı yönlü tepki vermesi, piyasanın arz güvenliği algısındaki bozulmayı açık biçimde yansıyabilir. (2019 yılında İran – ABD geriliminde petrol fiyatları %15 yükselmişti) Boğazın kapalı kalması, petrol fiyatlarında sert yükselişe neden olabilir. Bugün, brent petrol %7’ye yakın yukarıda seyrederken, 78 dolarlı fiyatlarda. Türkiye, enerji ithalatçısı olduğu için petrol tarafındaki yukarı yönlü seyir enerji maliyetleri açısından daha sert yaşanabilir. Bu senaryoda akaryakıt fiyatlarının hızlı artması ve doğalgaz/elektrik maliyetlerinin yükselmesi beklenebilir. Üretim maliyetlerinin artması önce ÜFE’ye sonra ise TÜFE’ye yansıması kaçınılmaz olur. Enerji maliyetlerindeki yükselme cari açığı artırır. Merkez Bankası çalışmaları gösteriyor ki petrol fiyatlarındaki her %10’luk yükseliş, enflasyonu yıllık bazda 1,2 – 1,3 puan arası yukarı yönlü itiyor. Gelelim bugün ki enflasyon beklentilerine. Şubat ayında, yaptığımız modelleme kapsamında aylık bazda %2,50’lik enflasyon bekliyoruz. Fakat, piyasa beklentisi son zamanlarda daha yukarıda şekilleniyor. Ramazan ayı ve ardından gelen bayram dönemi, Türkiye’de enflasyon üzerinde mevsimsel ama belirgin bir yukarı yönlü baskı yaratıyor. Bunun temel nedeni, özellikle gıda ve hizmet talebinde yaşanan geçici fiyat sıçramaları. Ramazan’da temel ihtiyaç tüketiminin artmasıyla et, tavuk, bakliyat, yağ, unlu mamuller ve tatlı ürünlerine olan talep hızlanıyor. Bayram öncesinde ise giyim, ayakkabı, şekerleme ve şehirler arası ulaşım gibi kalemlerde yoğunlaşma görülüyor. Arz kısa vadede aynı hızla artamadığı için bu talep artışı fiyatlara daha hızlı yansıyor. Bu süreçte ortaya çıkan fiyat artışlarının bir kısmı mevsimsel nitelikte olsa da, yüksek enflasyon ortamında bu geçici etkiler kalıcı zam davranışına dönüşme riski taşıyor. Üretici ve satıcılar, artan maliyetleri ve güçlü talebi fırsat bilerek fiyatları yukarı çekebiliyor. Özellikle gıda grubunda oluşan artışlar, sepet ağırlığı yüksek olduğu için TÜFE’yi doğrudan yukarı itiyor. Son yaptığımız modellemede yıl sonu enflasyonunu %24,7 bekliyoruz. Fakat; yukarıda anlattığımız senaryonun yani savaşın uzun sürmesi durumu ile de birleştiğinde yüksek gelen ve yüksek gelmesi beklenen Ocak ve Şubat aylarındaki enflasyon verileri sonrasında Merkez Bankası’nın hareket alanı sınırlanabilir. Mart ayında yapılacak PPK’da faiz indirim beklentileri 50 baz puana kadar gerilemişken toplantı tarihinde risklerin sürmesi halinde Merkez Bankası’nın pas geçmesi ana senaryo olarak değerlendirilebilir.
İran – ABD savaşı sonrası küresel risk algısının bozulması ve piyasalarda oynaklığın artması beklentisi ardından, Türkiye’de regülatörler piyasa istikrarını korumaya yönelik önleyici adımlar attı. TCMB’nin bir hafta vadeli repo ihalelerine ara vermesi ise piyasaya verilen likiditenin daha sıkı kontrol edilmesini sağlıyor. Böylece TL likiditesi kısmen daraltılarak döviz talebinin ve kur üzerindeki baskının sınırlandırılması amaçlanıyor. Bu adım, finansal istikrarı korumak için para politikasının temkinli duruşunu güçlendiren bir sinyal niteliği taşıyor. TCMB’nin bir hafta vadeli repo ihalelerine ara vermesi, piyasaya sağlanan görece ucuz fonlama kanalını kapatarak bankaları daha pahalı likidite kaynaklarına yönlendirebilir. Bu durum bankaların ortalama fonlama maliyetini yükseltirken, sistemdeki TL likiditesini sıkılaştırıcı bir etki yaratabilir. Politika faizi resmi olarak artırılmasa da, piyasada oluşan fiili faiz oranları yukarı yönlü hareket edebilir. Dolayısıyla bu adım, teknik olarak doğrudan bir faiz artışı olmamakla birlikte, ekonomik etkileri itibarıyla örtülü faiz artırımı niteliği taşır; TL’yi daha kıt ve pahalı hale getirerek döviz talebini sınırlamayı ve kur üzerindeki baskıyı azaltmayı amaçlayan bir sıkılaşma sinyali veriyor. TCMB tarafından geçtiğimiz haftalarda 2026 yılı enflasyon beklentisi yukarı yönlü revize edilmişti. 2026 yılı enflasyon hedef aralığı %13 – 19’dan %15 – 21’e yükseltilmiş, gıda fiyatlarının etkisi, enflasyon madde sepetindeki değişim ve ithal girdi fiyatları revizyonda öne çıkmıştı. İstanbul Ticaret Odası verilerine göre İstanbul’da Şubatta perakende fiyatlar bir önceki aya göre % 3,85, toptan fiyatlar % 1 arttı. Yıllık bazda perakende enflasyonu %37,88’e yükseldi. İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi’ndeki artış oranı Şubat’ta bir önceki aya göre en yüksek %6,87 ile gıda ve alkolsüz içecekler harcama grubunda görüldü. İstanbul Ticaret Odası tarafından açıklanan İstanbul enflasyonu ile manşet enflasyon ile son aylarda yakın geliyor. Normalde İstanbul, yüksek kira, hizmet ve tüketim ağırlığı nedeniyle manşet enflasyondan ayrışabilirken, iki göstergenin yakınsaması enflasyonun coğrafi bazda dengelendiğine ve maliyet baskılarının Türkiye genelinde benzer şekilde hissedildiğine işaret ediyor. Bu durum kapsamında da %2,50 beklentimizin üstünde enflasyon gelebilir. %3 ve üzeri enflasyon piyasalarda baskıyı beraberinde getirebilir. Ramazan ayı ve bayram dönemi, gıda perakendesi açısından talebin belirgin şekilde hızlandığı bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. Tüketimin artmasıyla temel gıda ürünlerine yönelik hacim büyümesi yaşanırken, bayram öncesi alışverişler sepet tutarını yukarı çekme potansiyeline sahip. Bu süreçte zincir marketler yüksek stok devir hızı sayesinde artan talebi hızla ciroya dönüştürebilirken, enflasyonist ortamda fiyat geçişkenliğinin görece güçlü olması brüt kar marjlarının korunmasına yardımcı olur. Talebin öne çekilmesi, özellikle güçlü tedarik ağına ve ölçek ekonomisine sahip perakendecilerde operasyonel kaldıraç etkisi yaratarak kısa vadede satış gelirlerini ve nakit akışını destekleyici bir unsur haline geliyor. Bu kapsamda yüksek enflasyon açıklanması durumunda fiyatlar genel düzeyindeki artışların şirket karlılıklarını olumlu etkileyebileceği algısı gıda perakende sektörünü pozitif ayrıştırabilir.
Kaynak: İnfo Yatırım Hisse & VİOP Günlük Bülten