Avrupa Birliği (AB) uzun yıllar boyunca kendisini yalnızca bir ekonomik entegrasyon projesi olarak değil, aynı zamanda dünyayı kendi kuralları, değerleri ve standartlarıyla şekillendirebilen bir küresel aktör olarak tanımladı. Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte genişleyen Birlik, ortak pazar, ortak para ve ortak normlar üzerinden yeni bir düzen inşa ettiğine inanıyordu. ‘Yeni Avrupa’ modeli, askeri güce değil kurallara, zorlamaya değil uzlaşmaya dayanan bir dünya tasavvuru sunmaktaydı. Bu özgüvenli anlatı, Brüksel’in uzun süre kendisini ‘yumuşak güç’ odaklı bir küresel aktör olarak görmesini, daha da önemlisi tüm uluslararası sisteme kendisini bu şekilde ‘pazarlamasını’ sağladı.
Ancak. 2008 Finans Kriziyle birlikte, bu ‘algı’ çatlamaya başladı. Euro Bölgesi’nin ekonomik çalkantıları ve borç sarsıntıları ‘iç dayanışma’ya ilk esaslı darbeleri oluşturdu. Brexit, Birlik projesinin geri döndürülemez olmadığı gerçeğini ortaya koydu. Göç krizleri, ortak politika üretme kapasitesini zorladı. Küresel virüs salgını ise tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. 2022’de, 4 yıl önce, Ukrayna Savaşı patlak verdiğinde, AB yalnızca ekonomik değil, hem jeopolitik, hem de askeri açıdan bu savaşa hazırlıksız yakalandı. Enerji bağımlılığı, savunma kapasitesi eksiklikleri ve üye devletler arasındaki farklı tehdit algıları Birliğin stratejik bütünlüğünü daha da zayıflattı.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!