Türkiye ekonomisi, son yıllarda küresel dalgalanmalar, finansmana erişimde yaşanan sıkışıklıklar ve maliyet artışlarının etkisiyle zorlu bir dönemden geçiyor. Bu süreçten en fazla etkilenen kesimlerin başında ise üretimi, istihdamı ve ihracatı ayakta tutmaya çalışan işverenler geliyor.
Bu çerçevede vergi ve SGK yapılandırması, bir af tartışmasının ötesinde, ekonomik sürdürülebilirliğin ve mali disiplinin birlikte ele alınması gereken bir politika başlığı haline gelmiş durumda.
Ancak burada asıl mesele; yapılandırmanın nasıl kurgulanacağıdır.
Faiz Yükü Ana Borcun Önüne Geçmiş Durumda
Sahadaki tablo açık: Bugün birçok işletme için sorun ana borç değil, yıllar içinde katlanarak büyüyen faiz ve gecikme zamlarıdır. Bu noktada vergi literatüründe de sıkça vurgulandığı gibi, aşırı ceza ve faiz yükleri tahsilatı kolaylaştırmamakta, aksine yapılandırma beklentisini kronik hale getirmektedir.
Nitekim bu duruma dikkat çeken isimlerden biri olan Av. Zeki Gündüz, vergi cezalarının makul sınırların dışına çıktığında sistemin kendi kendini kilitlediğini, her düzenlemenin bir sonraki yapılandırmanın gerekçesi haline geldiğini vurgulamaktadır.
Bu nedenle;
• Geçmişe dönük tüm faiz ve gecikme zamlarının silinmesi,
• Yapılandırma kapsamında uygulanacak faiz oranlarının düşük tutulması,
hem mükellefin ödeme kabiliyetini artıracak hem de kamu alacaklarının kalıcı şekilde tahsil edilmesini sağlayacaktır.
Peşin Ödeme İçin Gerçekçi Süre, Etkin Tahsilat
Devlet açısından bakıldığında en önemli hedef, tahsilatın hızlanmasıdır. Bunun yolu da peşin ödemeyi gerçekten mümkün kılmaktan geçer. Kısa süreli peşin ödeme takvimleri, iyi niyetli mükellefi dahi bu imkândan fiilen uzaklaştırmaktadır.
Bu sebeple;
• Yapılandırmaya başvurudan sonra en az 3 hatta mümkünse 6 aylık bir hazırlık süresi tanınması,
• Bu süre içinde ödeme yapan mükellefler için faizin tamamen silinmesi,
devlet–mükellef ilişkisinde kazan-kazan dengesini güçlendirecektir.
Hacizli Mallar Ekonomiye Kazandırılmadan Borç Nasıl Kapanacak?
Yapılandırmalarda sıklıkla göz ardı edilen bir diğer kritik başlık, haciz ve ipotekli mal varlıklarıdır. Bugün pek çok işletme, borcunu kapatabilecek taşınır ya da taşınmaz varlığa sahip olmasına rağmen, üzerindeki hacizler nedeniyle bu varlıkları satamamakta; dolayısıyla borç da tahsil edilememektedir.
Yapılandırma ile eş zamanlı olarak;
• Hacizli malların satışına izin verilmesi,
• Satışa engel teşkil eden ipoteklerin kaldırılması ya da kaldırılacağına dair resmi yazı verilmesi,
kamu alacağının piyasa içinden, doğal yollarla tahsil edilmesini mümkün kılacaktır. Bu yaklaşım, cebri tahsilat yerine ekonomik çözüm üretme anlayışını güçlendirir.
Zamanında Ödeyen Mükellef de Görülmeli
Yapılandırma tartışmalarında en hassas denge noktalarından biri de zamanında ödeme yapan mükelleflerin psikolojisidir. Yükümlülüklerini düzenli yerine getiren işletmelerin, kendilerini cezalandırılmış gibi hissetmesi, vergi ahlakı açısından ciddi bir risk oluşturur.
Bu nedenle yapılandırma ile birlikte ve/veya sonrasında;
• Zamanında ödeme yapan mükelleflere ek indirimler,
• Gelecek dönem vergi ve SGK primlerinde avantajlı oranlar ya da mahsup imkânları,
tanınması da önemlidir. Verilmesi gereken mesaj nettir: “Sizi görüyoruz, yükümlülüklerinizi zamanında yerine getirmenizi ödüllendiriyoruz.”
Amaç Net Olmalı: Tahsilat, İstihdam ve Üretim
Vergi ve SGK yapılandırması, mali disiplinin alternatifi değil; doğru kurgulandığında onun tamamlayıcısıdır. Amaç, sistemi kilitleyen yükleri temizlemek; üretimi, istihdamı ve yatırım iştahını koruyarak kamu gelirlerini kalıcı hale getirmektir.
Gerçekçi, dengeli ve öngörülebilir bir yapılandırma modeli;
• İşverene nefes aldırır,
• Devletin tahsilatını hızlandırır,
• Vergi sistemine olan güveni güçlendirir.
Bugün atılacak rasyonel adımlar, yarının daha güçlü mali yapısının temelini atacaktır.