Geçen hafta bir eğitim ve araştırma hastanesinin başhekimiyle yaptığımız sohbetten sonra sağlık sistemimiz üzerine biraz düşündüm. Konu, hepimizin günlük hayatta sıkça şikayet ettiği ama çoğu zaman nedenini derinlemesine tartışmadığı bir noktaya gelip dayandı: Hastanelerin kalabalığı, herkesin her şikayetini “acil” olarak görmesi ve aile hekimliği sisteminin henüz olması gereken yere tam olarak oturamaması.
Sohbet ilerledikçe, meseleyi sadece hastane sayısı, yatak kapasitesi ya da randevu süreleri üzerinden konuşmanın eksik kaldığı konusunda hem fikir kaldık. Çünkü bu tablo, aslında bir bilinç meselesine işaret ediyordu. Tam da bu noktada şu fikir ortaya çıktı: Bir pilot bölge seçilip, Milli Eğitim ile ortak bir çalışma yürütülse; sağlık sistemi, doğru sağlık davranışları ve aile hekimliğinin rolü çocuklara küçük yaşlardan başlayarak anlatılsa nasıl olurdu?
Üstelik bu sadece “anlattık” diye bırakılmasa, seçilen pilot bölgede verilen bu eğitimlerin zaman içindeki etkisi ölçülebilse… Hastane başvuruları azalıyor mu, aile hekimine yönelim artıyor mu, gereksiz acil kullanımı düşüyor mu? Eğer somut fayda üretildiği görülebilirse, bu model ülke geneline yaygınlaştırılsa…
Bu fikir bana şunu bir kez daha hatırlattı: Sağlık sistemi, hastanede başlamıyor. Sağlık sistemi, evde, okulda ve aile hekimliğinde başlıyor.
Bugün sağlıkla ilgili en yaygın yanlışlardan biri, sağlığı yalnızca hastane ile özdeşleştirmemiz. Hasta olunca gittiğimiz, derdimiz bitince kapısından çıktığımız bir yapı gibi görüyoruz. Oysa bu yaklaşım, hem sistemi gereksiz yere kilitliyor hem de sağlık harcamalarını sürdürülemez hale getiriyor. Oysa gereksiz yere gidilen her randevu ve/veya geç kalınmış her hastalık, hem birey hem de ekonomi için daha pahalı hale geliyor.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın şehir hastaneleriyle ilgili yaptığı açıklamaları bu çerçevede tekrar dinlediğimde, şehir hastanelerini sadece “büyük bina yatırımları” olarak değil, kapasite ve kriz yönetimi olarak da okuyorum. Şehir hastaneleri; ileri teknoloji, yoğun bakım kapasitesi ve büyük organizasyon gücüyle sağlık altyapısının önemli bir parçası. Özellikle salgınlar ve afetler de bize gösterdi ki, yüksek kapasiteli merkezler artık bir lüks değil, stratejik bir ihtiyaç.
Ancak şu dengeyi kurmadan bu yapıların tam verimle çalışması zor: Güçlü bir birinci basamak, yani aile hekimliği. Aile hekimliği etkin çalışmadığında, şehir hastaneleri en basit şikayetlerle dolup taşıyor. Ve bu durum ne hastaya ne hekime ne de bütçeye fayda sağlıyor. Oysa aile hekimi, erken tanının, kronik hastalık takibinin ve koruyucu sağlık hizmetlerinin en ekonomik ve en etkili adresi.
Sağlık turizmi ise, bu büyük resmin bir başka boyutu…
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!