Ekonomide arz, belirli bir dönemde piyasaya satılmak üzere sunulan mal ve hizmet miktarını ifade eder. Bu nedenle her üretim arz değildir. Kendi ihtiyacı için bahçesinde limon yetiştiren birinin yaptığı şey üretimdir ama satışa sunulmadığı sürece arz sayılmaz. Aynı şekilde evde aile için yapılan yemek de bir hizmet üretimidir; ancak piyasa için üretilmediği için ekonomik anlamda arz kapsamında değerlendirilmez.
Talep kavramı da çoğu zaman benzer biçimde yanlış anlaşılır. Ekonomide talep, sadece bir şeyi istemek değildir. Talep, satın alma gücüyle desteklenen istemektir. Birinin Rolls Royce istemesi başka bir şeydir, gelirine uygun bir otomobile yönelmesi başka. Ekonomik anlamda talep, ancak arkasında ödeme gücü varsa talep niteliği kazanır.
Türkiye’de arz ve talebin seyrini izlemek için üç temel göstergeye bakıyoruz: Sanayi Üretim Endeksi (SÜE), Hizmet Üretim Endeksi (HÜE) ve Ticaret Satış Hacmi Endeksi TSHE). Sanayi ve hizmet üretimi birlikte ekonominin arz yönünün yaklaşık yüzde 85’ini temsil ediyor. Ticaret satış hacmi ise ağırlıklı olarak hane halkı iç talebinin gidişatını gösteriyor.

Hizmet üretimi dönem dönem dalgalansa da genel olarak artış eğilimini koruyor, sanayi üretimi ise uzun süredir değişmiyor. Buna karşılık ticaret satış hacmi, yani iç talep, artış eğilimi sergiliyor (burada ölçülen talebin kamu harcamalarından ziyade hane halkı talebini yansıttığını da not etmek gerekiyor.)
Demek ki ülke ekonomisini asıl canlı gösteren hizmet arzı, talebi canlı gösteren de hizmetlere yönelik talep. Hizmetlere yönelik talebi canlı tutan nedenlerden birisi kredi kartlarıyla yapılan alış verişler. Bu, böyle devam eder mi? Bunu anlayabilmenin bir yolu kredi kartı kullanımının gelişimine bakmaktan geçiyor. Bankalararası Kart Merkezi’nce yayınlanan kartlı ödeme verileri son iki yılın verileri, kartlı harcamalarda belirgin bir ivme kaybına işaret ediyor.

Yüksek enflasyon ortamında hane halkları bir süre tüketimi borçlanarak sürdürdü. Ancak kredi kartı limitlerinin zorlanması ve borçlanma imkânlarının daralması, artık talebi aşağı çeken bir faktör hâline gelmiş görünüyor.
Önümüzdeki döneme bakıldığında üç eğilim öne çıkıyor. Birincisi, gösteriş tüketimi, sürü etkisi, enflasyon beklentileri ve “ruj etkisi” gibi unsurların etkili olduğu hizmetler sektöründe eski canlılığın devam etmesi pek mümkün görünmüyor. İkincisi, iç talep ve ihracatın birlikte zayıf kalması hâlinde sanayi üretiminin de toparlanması zor. Üçüncüsü ise bu sürecin istihdam piyasasına gecikmeli bir baskı olarak yansıma olasılığı.
Sonuç olarak Türkiye ekonomisi, önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadele ile büyüme arasında siyasetçiyi giderek zorlayacak bir aşamaya geçiş sürecinde bulunuyor. Bu nedenle hem iç talebi denetimli biçimde destekleyen hem de sanayi üretimi ve istihdamda ani bir duruşu önleyen politika bileşimlerine ve bunları kalıcı hâle getirecek yapısal reformlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.
Grafikler için kaynaklar:
TÜİK; Sanayi Üretim Endeksi, Hizmet Üretim Endeksi, Ticaret Satış Hacmi Endeksi verileri, Bankalararası Kart Merkezi Kartmatik verileri.