Türk Mali Piyasaları Stratejisi – 2020 / Garanti BBVA Yatırım

2020: Büyümeye Dönüş

1966 yılında Time dergisinde yayınlanan bir makalede 2020 için bazı ekonomik tahminler yer almıştı. Buna göre 2020’de ihtiyacımız olan her şeyi makineler bol miktarda üretecekleri için çalışmamıza gerek kalmayacak ve hiçbir şey yapmamamız için devletler vatandaşlarına para ödeyeceklerdi. Böylece hepimiz oturduğumuz yerde zengin olacaktık. Hatta o tarihte tahmin edilen rakamı bugüne uyarladığımızda, ABD’de ortalama gelirin 300bin ABD$ civarında olması gerekiyordu. Aradan geçen 50 küsur yılda dünyamız çok değişti elbette, ama yine de 2020 yılını robot işçilerin sendikal haklarından, ışınlanmanın yaygınlaşmasıyla havayolu şirketlerinin içine girdiği zor durumdan, turizm ve madencilik faaliyetleri ile zenginleşen Mars’ın bağımsızlık arzusunun siyasal etkilerinden bahsedemeden geçireceğiz. 2020’yi bilimkurgudan ziyade oldukça bilindik ekonomik, jeopolitik ve siyasal hikayelerle devralıyoruz: 2020 yine merkez bankalarının ne yapacağını tartışacağımız, jeopolitik gelişmeleri izleyeceğimiz, çoğu zaman ekonomik gelişmelerden çok haber akışına göre yatırımlarımıza yön vereceğimiz bir yıl olacak.

Türk mali piyasaları için görüşlerimizi özetlemeden önce, küresel ekonomiye dair ana varsayımımızı hatırlatalım. 2019 Temmuz ayında faiz artırım politikasından çark ederek faiz indirimlerine başlayan Fed’in öncülüğünde dünyada düşük faiz ortamının süreceğini, hatta faizlerin daha da düşeceğini söyleyebiliriz. Buna ek olarak, 2019 yılının ikinci yarısında olduğu gibi, 2020 yılında da gelişmiş ülke merkez bankaları bilançolarını büyütmeye devam edecekler. Özetle, düşük faiz-bol likidite ortamı gene dünyaya hakim olacak.

Bu ortam artık klasikleşmiş getiri arayışını bir kez daha güçlü tutarak, gelişmiş ülkeler lehine bir hava yaratacak. Ancak, gelişen ülkelerin bir sepet olarak, sorgusuz sualsiz para çekmesi yerine, her ülkenin kendi dinamikleri ile değerlendirileceği bir süreç bizi bekliyor. Bu anlamda Türkiye’nin 2020 yılındaki en önemli silahı bu yıl bir hikaye sunabilecek olması. 2019 yılını “dengelenme yılı” olarak geçirdikten sonra, 2020’de güçlü bir büyüme ortamı bizi bekliyor. Düşük faiz ortamının korunduğu, TL’nin kontrollü bir değer kaybı sergilemesini beklediğimiz ana senaryomuzda, Türkiye ekonomisinde 2019 yılında gördüğümüz iyimser rakamların bir kısmı tersine dönecek: Enflasyon yıl içinde uzun süre çift hanede gidecek, yeniden cari açığa döneceğiz, Hazine borçlanması da büyük olasılıkla planlananın üzerinde olacak. Bu açıdan 2020, büyümeye dönüş yılı olduğu kadar sürdürülebilir büyüme konusunda atılacak adımlara bağlı olarak Türkiye’nin 2021 ve sonrası görünümünü de belirleyecek.

Türkiye’nin 2 yıl öncesine göre çok daha farklı olan bu ekonomik görünümüne kredi derecelendirme kurumlarının da kayıtsız kalamayacaklarını düşünüyor ve 2020 yılında bu kurumlardan not artışı bekliyoruz. Türkiye halen S&P ve Moody’s tarafından yatırım yapılabilir seviyenin 4, Fitch tarafından ise 3 basamak altında değerlendiriliyor. Türkiye’nin şu anki görünümünü dahi doğru yansıtmadığını düşündüğümüz seviyelerden gelecek artırımlar, Türk mali piyasalarında belki de ciddi etkiler yaratmayacak, ancak yine de bunların algıyı düzeltme açısından faydalı olacağını düşünüyoruz. Kaldı ki yabancı yatırımcıların yurtiçi tahvil piyasasındaki payı %9.5 ile verinin yayınlanmaya başladığı 2012’den bu yana en düşük seviyesinde, hisse piyasasındaki payları ise %61 ile 2014’ten sonraki en düşük seviyede. Kredi not artırımlarına ek olarak Türkiye’nin finans alanında atacağı adımlar, Türk mali piyasalarına olan ilginin de bu dip seviyelerden toparlanmasına yol açabilir.

2020 yılında ekonomi tarafında en büyük riskleri faiz indirim politikasında aşırıya kaçma ve beklenenden zayıf bir bütçe performansı olarak görüyoruz. Gerek 2018 travmasının tam olarak atlatılamamış olması, gerekse de TCMB’nin 2019’da yaptığı 12 puanlık faiz indirimi, yerli yatırımcıları TL yerine döviz taşımaya itti. 2020’de faiz indirimi sürecinin devamı ve potansiyel riskler nedeniyle bu tavırda ciddi bir değişiklik görmemiz zor. Yerli yatırımcı yeniden TL’ye dönmedikçe, TL’de de kalıcı bir değerlenme süreci de beklememek gerek. Buna ek olarak, sıcak para yerine uzun vadeli sermaye yatırımlarını tercih edeceğini çeşitli hamlelerle belli eden Türkiye’nin dış finansman ihtiyacı cari işlemler açığının artması ile 2019’a göre yüksek seyredecek. 2020 yılı bu anlamda TL açısından kontrollü bir değer kaybının yaşanacağı, buna karşılık oynaklığın sınırlı kalacağı bir yıl olarak görünüyor. Öte yandan enflasyondaki düşüş ve önde gelen merkez bankalarının yeniden faiz indirim döngüsüne girmelerinden faydalanarak faiz indirmeye başlayan TCMB’nin, bir taraftan da bütçe performansını izleyeceğini düşünüyoruz. Yani 2020’de faiz politikasının seyri enflasyon, jeopolitik riskler, diğer gelişen ülkelerin durumu, Fed’in faiz politikası kadar Türkiye’nin maliye politikasına da bağlı olacak.

Türkiye 2020 yılına jeopolitik risklerde yeniden artış ile girdi. Her ne kadar bu riskler Türkiye’ye dair risk algısını bir kez daha artırma potansiyeline sahip olsa da, unutulmaması gereken bir nokta var: Piyasalar bu risklerin önemli bir kısmını uzun süredir fiyatlara yansıtıyor, bu yüzden de 2019’dan devreden konuların piyasalardaki olası olumsuz etkileri de görece sınırlı kalabilir. Suriye’de durum hala karışık olmakla birlikte, Barış Pınarı Harekatı sonrası Türkiye’nin duruşu ve diğer ülkelerin safları ile bundan sonra verecekleri tepkileri belli. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji arama faaliyetleri ise daha şimdiden bir çok dengeyi değiştirmeye başladı. Bunların yansımalarını 2020’de de görmeye devam edeceğiz. Öte yandan Türkiye’nin Libya iç savaşına müdahil olmasının etkilerini henüz görmüş değiliz.

ABD ile ilişkilerin 2020’deki seyri piyasalarımızın yönü açısından en önemli konulardan biri niteliğinde. ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’ye uygulanması kabul edilen CAATSA yaptırımlarını erteleyip ertelemeyeceği, ya da hangi yaptırımları seçeceği, F35 projesinin belirsizliği, sözde Ermeni soykırım yasasının geleceği gibi başlıklar 2020’nin ilk günlerinde henüz yanıtı olmayan, ama piyasalarımızı derinden etkileme potansiyeline sahip konular olarak ortada duruyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye-ABD ilişkilerine yine med-cezir hâkim olacak, zira bir taraftan da ABD’de seçim yarışı başlayacak ve böyle bir ortamda Trump’ın siyasi öncelikleri değişebilir. Türkiye açısından en kötü senaryolardan biri Trump’ın tekrar Başkan seçilememesi olacak. Bu noktada, Trump’ı azletme çabasının uzun ve zorlu bir süreç olması nedeniyle bir sonuca varmayacağını, anketlerde görüldüğü üzere Trump’ın 2020 Kasım ayında yeniden Başkan seçileceğini varsayıyoruz. Zaten sıkıntılı olan Türk-Amerikan ilişkilerinde Trump dışındaki bir isim ciddi belirsizlik anlamına geleceğinden, azil sürecinin hızlanması ya da Demokrat adayın öne geçmesi gibi bir senaryo Türk finansal varlıklarına da satış getirecektir.

2020 yılının ilk çeyreğinin haber akışı anlamında oldukça hareketli, ancak Türk mali piyasaları adına olumlu geçmesini bekliyoruz. Faiz indirim sürecinin devamında TL’de bir miktar değer kaybı, tahvil faizlerinde ise sınırlı bir düşüş göreceğiz. Bu dönemin kazananı ise hisse piyasası olacak. Büyümedeki ivme artışı, düşük faiz ortamı ve destekleyici bir küresel ortam, oldukça uzun bir süredir benzer ülke piyasalarından ayrışan BIST’i yeni rekora taşıma potansiyeline sahip. Özellikle faizdeki düşüş nedeniyle BIST’e olan yatırımcı ilgisinin artması, kurumsal yatırımcıların portföylerinin daha büyük bir kısmını BIST’e ayırmaları ana senaryomuz. Bu dönemde öne çıkardığımız sektörler imalat, perakende, ulaştırma; model portföyümüz ise Akbank, Aselsan, Bagfaş, Erdemir, Ford Otosan, Koza Altın, Migros, Tofaş Oto, Turkcell ve Vakıfbank’tır.

Makroekonomik Tahminler

BİST – Model Portföy Performansı

Model Portföy: 2019 yılında BIST 100 üstünde %26.5 getiri ile güçlü performans
Model portföyümüz, 2019 yılında BIST 100 endeksinin %26.5 üstünde getiri sağlayarak güçlü bir performans sergilemiştir. BİST 100 endeksi 2019’de %25 yükselirken, en beğendiğimiz hisse seçimlerini içeren model portföyümüz %59 artmıştır. Bu performansımız, güçlü finansal görünümü ve cazip değerlemeleri bulunan şirketler içinden dikkatli hisse seçimlerimizin sonucudur.

Tercih ettiğimiz hisseler: Halihazırda 10 hisseden oluşan Model Portföyümüzde 2 banka ve 8 banka-dışı hisse bulunmaktadır. Model Portföyümüzdeki hisseler ve ağırlıkları: AKBNK (%13), VAKBN (% 13), ASELS (%10), BAGFS (%9), EREGL (%9), FROTO (%10), KOZAL (%9), MGROS (%9), TCELL (%9), TOASO (%9).

AKBNK: Düşen fonlama maliyeti ve yüksek sermaye yeterlilik oranı
ASELS: Artan iş yükü ve nakit yaratmada iyileşme beklentisi
BAGFS: CAN tesisinde artan kapasite kullanım oranı
EREGL: Cazip değerleme ve düşen demir cevheri fiyatı
FROTO: Güçlü ihracat, yurtiçinde olumlu beklentiler
KOZAL: Altın üretimindeki artış ve daha güçlü altın fiyatları
MGROS: Düşen borçlulukla beraber artan karlılık
TCELL: Güçlü faaliyet kar marjının devam etmesi beklentileri
TOASO: Düşük faizli taşıt kredilerinin olumlu etkisi
VAKBN: Olumlu marj beklentileri

Raporun tamamı için tıklayın.
SİZ DE BİNLERCE YATIRIMCI GİBİ PARA & BORSA MOBİL UYGULAMASINI ÜCRETSİZ İNDİREREK GÜNCEL PİYASA YORUMLARINA ULAŞMAK İÇİN HEMEN BURAYA TIKLAYIN
Google Play'den ücretsiz indirin