Makro Görünüm – 2021 Ocak / Şeker Yatırım

Ödemeler Dengesi – Ekim

Ekim ayı ödemeler dengesi istatistiklerine göre, önceki yılın aynı ayına göre 237 milyon USD açık veren cari işlemler hesabında 12 aylık cari işlemler açığı 33,80 milyar USD olarak gerçekleşmiştir.

Cari işlemler hesabının alt bileşenlerindeki değişimleri incelediğimizde ticaret dengesindeki bozulma devam etmektedir. Veriye göre dış ticaret açığı önceki yılın aynı ayına göre 514 milyon USD artış göstermiştir. Aynı dönemde hizmetler dengesindeki olumlu hava da bozulmuş, net girişler 2,89 milyar USD azalmıştır. Hem ticaret hem de hizmetler dengesindeki olumsuz atmosferin kümülatif etkisiyle cari işlemler görünümündeki bozulma devam etmektedir.

Altın ve enerji hariç cari işlemler dengesi fazla vermekle birlikte geçen yıl yaşanan olumlu havada bir miktar bozulma gerçekleşmiştir. 2019 Ekim ayında 6,5 milyar USD fazla veren enerji ve altın hariç cari işlemler dengesindeki 2020 Ekim ayındaki fazla 2,9 milyar USD olarak gerçekleşmiştir. Özellikle altın fiyatlarındaki sert yükselişe rağmen talebin canlı kalmasında tasarruf güdüsü ve kredi genişlemesiyle yaratılan bol likidite ortamının katkısı gözden kaçmamalıdır. Ucuz likidite koşullarında krediye erişimi kolaylaşan hane halkı ve kurumsal yatırımcılar, sabit getirilerdeki düşük seviye nedeniyle altın talebini arttırmışlardır.

Sermaye hesabındaki gelişmelerde, doğrudan yatırımlardaki net giriş 27 milyon USD seviyesindedir. Portföy yatırımlarında ise 2,90 milyar USD net giriş kaydedilmiştir. Yurtdışı yerleşiklerin hisse senedi tarafında 146 milyon USD net satış gerçekleşirken, devlet iç borçlanma senetlerinde net 270 milyon satış yapmışlardır. Yurtdışından sağlanan krediler hesabında bankalar 2 milyar USD ve hükümet 52 milyon USD net ödeme yaparken, diğer sektörler net 534 milyon USD kullanım yapmışlardır.

Cari açık seviyesindeki artış, 2020 ikinci çeyreğinden itibaren gelen toparlanma verileriyle daha da şiddetlenmiştir. Yetersiz tasarruf oranı nedeniyle cari açık vererek büyüyen Türkiye ekonomisinde, 2019 yılındaki durgunluk cari işlemler hesabının da fazla vermesini tetiklemişti. Büyüme ve cari açık arasındaki ilişki, yurtdışı piyasalarda toparlanma ile birlikte tekrar eski döngüselliğine kavuşacaktır. Büyümedeki toparlanmaya rağmen cari işlemler açığını sınırlayacak temel etkinin kurdaki değer kaybından kaynaklanacağını düşünüyoruz.

Cari işlemler açığının nasıl finanse edildiğine baktığımızda, özellikle artan riskler ve düşük getiri nedeniyle sıcak para da diyebileceğimiz portföy yatırımları 2020 boyunca sert çıkış yaşamıştır. Cari açığın finansmanında doğrudan yabancı yatırım etkisinin önemi artarken, kısa vadeli sermaye girişlerinin önce durma noktasına gelip ardından nette çıkış yaşaması hem kurlar hem de makro riskler üzerinde baskı yaratmaktadır. Son dönemdeki faiz artırımının etkisiyle düşen risk ve yükselen getirinin portföy yatırımlarını kısa ve orta vadede pozitif etkileyeceğini tahmin ediyoruz. Buna ek olarak doğrudan yabancı yatırım ve uzun vadeli krediler pozitif seyrini sürdürmekle birlikte, risklere karşı kırılganlığı devam etmektedir.

Sanayi Üretimi – Ekim

Ekim ayı Sanayi Üretim Endeksi verilerine göre takvim etkisinden arındırılmış endeks yıllık %10,2 artış kaydetti. Takvim ve mevsim etkilerinden arındırılmamış endeks düzeyinde ise yıllık artış %9,4 düzeyinde gerçekleşti. Eylül ayına göre arındırılmış verideki aylık yüzde değişim 1,1 düzeyinde iken ham verideki aylık değişim %1,2 seviyesine yükseldi. Son çeyreğin üretim alanındaki en önemli öncü göstergesindeki ivmelenme, 2020’nin büyüme açısından tahmin edildiği kadar kötü geçmeyeceğinin işareti gibi.

Sanayi endeksinin alt bileşenlerine baktığımızda mevsim ve taksim etkilerinden arındırılmamış veride imalat sanayi %10,2, sermaye malları %8,8, dayanıklı tüketim malları %20,93 ve ara malı %11,54 yıllık artış kaydetmiştir. Özellikle imalat sanayi ve sermaye mallarındaki toparlanma üretim ve yatırım tarafındaki ivmelenmenin son çeyrekte de devam edeceğinin sinyallerini vermektedir. Enerji üretimi tarafındaki aylık daralma piyasalarda oluşan arz fazlasının fiyatları aşağı çekeceği ya da en azından bir süre yataya yakın bir seyirde hareket ettireceği beklentisinin hâkim olduğuna işaret etmektedir. Yüksek teknoloji ürünlerindeki aylık yükseliş tüketim ve harcama davranışlarındaki dönüşüme paralel olarak üretim hamlelerinin de bu alanda yoğunlaşacağının bir habercisi.

2019 Ekim ayında yıllık artış düzeyi %2,77 seviyesinde olan sanayi endeksinde son çeyreğin ilk ayında yaşanan ivmelenme, üçüncü çeyrek boyunca yaşanan toparlanmanın dördüncü çeyrekte de devam edeceğinin sinyalini verdi. Özellikle yatırım harcamalarındaki toparlanma, üretimin istihdam yaratıcı etkisini beraberinde getirirken, sağlıklı bir büyüme patikasına geçilmesini de kolaylaştıracaktır. İkinci çeyrekte sert şekilde daralan imalat sanayi ve yatırım harcamalarındaki toparlanma da firmaların 2021 beklentisine pozitif katkı yapmaktadır.

Hâsıla büyümesinin öncü göstergelerinden olan sanayi endeksi, yılın son iki ayını da bu trendle devam ettirirse 2020 yılında Türkiye ekonomisinin pozitif bir büyüme yakalayabileceğini söyleyebiliriz. Satın alma yöneticileri endeksi ve sanayi endeksindeki pozitif seyir, son çeyrek verilerinin de büyümeye olumlu katkı sağlayacağına işaret etmektedir. Küresel ekonomik görünümde arz ya da talep yönlü beklenmedik bir şok yaşanmazsa, Türkiye ekonomisi 2020 yılını büyüme verisi açısından en az hasarla atlatan ekonomilerden biri olacak gibi görünüyor.

Özetle, 2020 yılında küresel ekonomik görünümde pandemi etkisiyle sert daralma yaşayan üretim ve yatırım davranışlarının hasıla düzeylerinde sert daralma getireceği beklentisi, öncü göstergeler ışığında Türkiye ekonomisi için tahmin düzeylerinden iyi seviyede diyebiliriz. Mevcut göstergeler ışığında üretim davranışlarının yıllık artış hızı, 2020 son çeyreğinde ekonomik görünüm açısından pozitif bir atmosferin hâkim olacağını göstermektedir. Eş güdümlü para ve maliye politikalarıyla desteklenen finansal ekonomideki oynaklığın azalmasının, reel ekonomik görünüme de kademeli olarak yansıyacağını tahmin ediyoruz. Özellikle beklentiler kanalındaki pozitif hava, ertelenen yatırım ve üretim davranışlarının kademeli olarak hayata geçirilmesini ve reel ekonomik göstergelerde 2021 yılı boyunca pozitif bir iklimin hakim olmasını beraberinde getirecektir.

TCMB Faiz Kararı – Aralık

TCMB PPK toplantısında yaptığı 200 baz puanlık artışla, politika faizi olan haftalık repo faizini %17’ye yükseltti. Piyasa beklentisi, politika faizinin 150 baz puan artışla %16,50 seviyesine yükseltilmesi şeklindeydi.

Kurul bu kararla para politikasındaki sıkı duruşun daha kararlı bir şekilde devam edeceği sinyalini vermiş oldu. Kurul kararında faiz artışının nedenleri özet olarak açıklanmış, gelecek döneme ilişkin riskler ve para politikasındaki duruşa dair de bazı işaretler verilmiştir. Bunların başında üçüncü çeyrekteki kısmi toparlanmaya rağmen küresel ekonomik görünüme ilişkin belirsizlik ve Covid-19 vaka sayılarında son dönemde yaşanan artışlar gelmektedir. 3. Çeyrekte yaşanan toparlanma sonrası, artan vaka sayıları ile birlikte getirilen yeni kısıtlamaların özellikle hizmetler sektöründe gelecek döneme ilişkin belirsizlikleri arttırmıştır. Özellikle salgın döneminde sağlanan kredi desteklerinin iç talepte toparlanma ile birlikte aynı zamanda cari açıkta da bozulma yarattığına işaret edilmiştir.

Buna ek olarak; iç talep koşulları, döviz kuru başta olmak üzere birikimli maliyet etkileri, uluslararası gıda ve diğer emtia fiyatlarındaki yükseliş ile enflasyon beklentilerindeki bozulmanın, fiyatlama davranışları ve enflasyon görünümünü olumsuz etkilemeye devam edeceğinin altı çizilmiştir. Bu doğrultuda Kurul, enflasyon görünümüne dair risklerin bertaraf edilmesi, enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınması ve dezenflasyon sürecinin en kısa sürede yeniden tesisi için, 2021 yılsonu tahmin hedefini göz önünde bulundurarak, güçlü bir parasal sıkılaştırma yapılmasına karar vermiştir.

Sıkı para politikası vurgusu önceki faiz kararı ile 2021 para ve kur politikası toplantısında da dile getirilmişti. Fakat piyasa fiyatlama ve beklentilerinin de üzerinde yapılan faiz artışı, enflasyon görünümü ve beklentilerinin yakın gelecekte daha fazla bozulabileceğine işaret etmektedir. Para politikasındaki sıkı duruşun tamamen enflasyon ve fiyat istikrarı gözetilerek yapılacağını belirten kurul, enflasyonu etkileyen tüm unsurların da dikkate alınacağını ifade etmiştir. Bu anlamda, sıkı para politikasının enflasyon görünümünde kalıcı düşüş ve fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdürüleceğinin vurgulanması, piyasa göstergeleri ile uyumlu politikanın devam edeceğine işaret etmektedir.

Kurul özet kararda, düşük enflasyon ortamının makro finansal göstergelere yapacağı katkıya da vurgu yapmıştır. Risk primindeki düşüş, dolarizasyon sürecinin tersine dönmesi, finansman maliyetlerinin gerilemesi ve döviz rezervlerinin artış eğilimine girmesi, fiyat istikrarının piyasa göstergelerine yapacağı temel katkılar olarak sıralanmıştır.

Özetle, yılın son Para Politikası Kurulu toplantısında Merkez Bankası, piyasa beklentisinin üzerinde 200 baz puanlık bir artışla politika faizini %17 seviyesine yükseltmiştir. Önceki toplantıda kısa vadeli fonlamanın tamamının 1 hafta vadeli repo ihale faizi üzerinden yapılacağı belirtilmişti. Bu kapsamda piyasa fonlamasının %17 seviyesinden yapılacağını söyleyebiliriz. Sıkı para politikasına vurgu yapılması enflasyon görünümündeki bozulmanın devam ettiğine işaret ediyor. Piyasa faizlerindeki yükselişle birlikte, gelecek dönemde kredi artış hızının yavaşlaması hem yurtiçi hem de yurtdışı talebi sınırlayarak fiyat istikrarı ve cari açığa olumlu etki yapacaktır. Buna ek olarak risk primindeki düşüş ve sabit getirilerdeki toparlanma ile birlikte, sermaye girişinin hızlanacağı ve kurlarda düşüş yaşanacağı beklentimiz devam etmektedir. Enflasyon görünümündeki toparlanma ile birlikte, uzun vadeli gösterge faizlerin de gerileyeceğini düşünüyoruz. Sermaye girişindeki hızlanma ve risklerdeki düşüş ile birlikte enflasyon görünümünün iyileşmesi, Merkez Bankasının 2021 sonlarından itibaren kademeli faiz indirimleri yapılması konusunda elini güçlendirecektir.

Enflasyon – Aralık

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Aralık verileri açıklandı. Yayımlanan verilere göre Aralık’ta TÜFE bir önceki aya göre % 1,25 artarken, yıllık enflasyon %14,60’a yükseldi. Piyasa beklentisi enflasyonun aylık %1,03 ve yıllık %14.34 artış yaşayacağı yönündeydi (Şeker Yatırım beklentisi aylık %1,7 ve yıllık %14,34). Aynı dönemde Özel Kapsamlı TÜFE Göstergesi olan B endeksinde (çekirdek enflasyon) aylık enflasyon %1,11 olurken yıllık enflasyon %14,52 düzeyinde gerçekleşti. Piyasa beklentisi çekirdek enflasyonun %14,10 seviyelerinde gerçekleşeceği yönündeydi.

Üretici fiyatları enflasyonundaki (ÜFE) katılık devam etmektedir. Özellikle gıda fiyatlarındaki yıllık artış %24,88 düzeylerinde. Yurtdışı emtia piyasasında yaşanan toparlanma ve gıda ürünlerindeki üretim ve transfer katılıklarının fiyatlara yansıması devam ediyor. Üretici fiyatları aylık %2,36 ve yıllık %25,15 artış kaydetti. Beklentiler üretici fiyatlarındaki artışın %24 seviyelerinde kalacağı yönündeydi. Üretici fiyatlarındaki sert yükselişin kademeli olarak tüketici fiyatlarına yansıtılacağını tahmin ediyoruz.

Enflasyonun alt kalemleri incelendiğinde, yıllık en düşük artış – %0,32 ile giyim ve ayakkabı kaleminde gerçekleşti. Yıllık fiyat artışının düşük olduğu ana gruplar sırasıyla, %0,65 ile alkollü içecekler ve tütün, %5,73 ile haberleşme ve %6,84 ile eğitim oldu. Yıllık fiyat artışlarının yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, %28,12 ile çeşitli mal ve hizmetler, %21,12 ile ulaştırma ve %20,61 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu. Aylık fiyat artışlarının en düşük kaldığı kalemler sırasıyla -%3,18 ile giyim ve ayakkabı, %0,58 ile çeşitli mal ve hizmetler, %0,03 ile eğitim ve %0,01 ile alkollü içecekler ve tütün oldu. Aylık fiyat artışlarının en yüksek olduğu başlıklar ise %3,46 ile ev eşyası, %2,64 ile ulaştırma ve %2,53 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu.

Gıda ve alkolsüz içeceklerde pandemi etkisiyle yaşanan küresel talebe paralel olarak yurtiçindeki talep de artışa devam etmektedir. Üretici fiyatlarının kademeli olarak tüketici fiyatlarına yansıtılması sonucu Gıda ve Alkolsüz içecek enflasyonu %20,61 seviyesine yükselmiştir. Alkollü içecekler ve tütün ürünlerinde fiyat hareketlerinin vergi artışı yaşanmazsa yatay seyrine devam edeceğini tahmin ediyoruz. Özellikle tütün ürünleri ÖTV kaleminde yapılan vergi indirimi enflasyonist etkileri bir süre telafi edecektir. Sağlık ve alt bileşenlerindeki sektörlerin fiyat artış hızı yavaşlamakla birlikte pozitif seyrini devam ettirecektir. Aylık ve yıllık fiyat artışları genel enflasyon düzeyine paralel hareket etmektedir. Eğitim harcamaları, bu dönemde en sert daralmayı yaşayan sektörün başında gelmektedir. Aylık fiyat düşüşleri ve genel fiyat artışlarının çok altında kalan eğitim sektörü enflasyonu bu öngörümüzü desteklemektedir. Özellikle yüz yüze eğitim faaliyetleri başlayana kadar fiyatlardaki daralma ya da yataya yakın hareketin devam edeceğini tahmin ediyoruz. Konut sektöründe verilen teşvikler ve ucuz fonlama imkânı ile birlikte Haziran-Ağustos döneminde yaşanan ivmelenme hızını kaybetmekle birlikte uzun süredir daralma bölgesinde olan sektöre canlılık gelmiştir. Kredi büyüme hızı ve ekonomik toparlanmaya paralel fiyat hareketleri devam edecektir. Fiyat artışlarının azalarak artan bir trendde devam etmesini bekliyoruz. Eğlence ve konaklama sektörlerinde ekonomilerdeki kısmi kapanmalar nedeniyle fiyat artışlarının yılın ilk yarısında yataya yakın seyirde, ikinci yarıdan itibaren yukarı yönlü hareket edeceğini tahmin ediyoruz.

Özel kapsamlı fiyat endekslerinde yaşanan değişim, kur ve emtia piyasasında yaşanan gelişmelerden bağımsız temel ürünlerde fiyat hareketlerinin seyrinin yüksek olduğuna işaret etmekte. Bununla birlikte, çekirdek enflasyon göstergelerinde dahi %15 seviyelerine yaklaşan veriler, temel harcama kalemlerinde enflasyon ataleti oluştuğunun en önemli göstergelerinden birisi. Vergi ya da yurtdışı fiyat hareketlerinden bağımsız olarak temel tüketim harcamalarında fiyat katılıkları oluşmuş durumda.

Enflasyon beklentilerinin bozulduğu ve yukarı yönlü risklerin artış kaydettiği Merkez Bankası kurul kararı ile para ve kur politikası metninde vurgulanmıştı. Özellikle ekim ayında yaşanan kurdaki yüksek değer kaybının, enflasyon üzerindeki gecikmeli etkisinin 2021’in ilk aylarında da devam edeceğini tahmin ediyoruz. Merkez Bankası tarafından yapılan son faiz artışıyla birlikte, enflasyon beklentilerinin aşağı yönlü eğilime geçtiğini söyleyebiliriz. Faizlerdeki artışın tüketim davranışlarını caydırarak talep yönlü enflasyonu sınırlandırmasına ek olarak kurdaki aşağı yönlü hareketlerin de maliyet enflasyonunu gecikmeli ve kademeli olarak düşüreceğini tahmin ediyoruz. Merkez Bankası tarafından atılan sıkılaştırıcı adımların, enflasyon kontrol edilinceye kadar devam edeceği varsayımı altında 2021 ilk çeyreğinden itibaren enflasyon rakamlarında aşağı yönlü hareketlerin başlaması (Şubat ayından itibaren) ve ikinci yarıdan itibaren kalıcı hale gelmesi beklentimizi koruyoruz.

Rapor için tıklayın.

Kaynak: Şeker Yatırım Ekonomi Raporları