Aylık Bülten (Nisan 2019) – Osmanlı Yatırım

Bir varmış, bir yokmuş…

Geride bıraktığımız Mart ayında, küresel makro veri akışı, dünya genelinde büyüme eğiliminin belirgin yavaşlamaya devam ettiğine işaret ederken, küresel risk iştahında da dalgalı bir seyir gözlendi. Ayın en kritik gelişmeleri ve hala sonuca varmayan belirsizlikleri ise, ABD-Çin ticaret heyetleri karşılıklı görüşmelerinin henüz bir sonuca ulaşamaması ve İngiltere’nin Brexit sürecinin AB’den anlaşmasız ayrılığa doğru gitme ihtimalini artıran oylama sonuçları oldu. Küresel ekonomilerde makro veri akışı ise, büyüme döngüsünde yavaşlama sinyallerinin devamına ve Euro Bölgesi’nde ise yavaşlamanın derinleştiğine işaret ederken, enflasyonda ise her yerde geri çekilmeler izlendi. ABD’de son çeyrek milli gelir artışı %2.2 ile büyümede yavaşlamaya işaret etti. Büyüme, Euro Bölgesi’nde %1.1 ve İngiltere’de %1.4 gerçekleşirken, imalat sanayi öncü göstergesi PMI endeksinin Euro Bölgesi’nde 47.6 ile son yılların en zayıf seviyesine gerilemesi büyüme açısından olumsuz sinyal verdi. Euro Bölgesi’nde enflasyon %1.6’ya ve İngiltere’de ise %1.9’a çıkarken, ABD’de manşet enflasyon %1.5’e ve çekirdek enflasyon %2.2’ye geriledi, Fed’in favori enflasyon göstergesi çekirdek PCE endeksi yıllık artışının da %1.8’e gerilemesi kalması enflasyonist baskının sınırlı kaldığını yansıttı. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) Mart toplantısındaki ilave gevşeme yönündeki hamlesi, daha önce 2019 için 2 adet olan faiz artış beklentisini ortadan kaldırması ve 2020’de ise 1 adet olarak koruması oldu. Gevşeme yönündeki diğer hamle ise, portföyündeki Hazine tahvillerine uyguladığı aylık $30bn azaltımı Mayıs ayından itibaren $15bn’a yavaşlatacağını ve azaltımı Eylül ayında durduracağını belirtmesi oldu. Bütün bu operasyon sonrası ise bilançonun önce 3.5 trln dolar civarı seyretmesi yani bugüne göre çok sınırlı küçülmeye işaret etmesi bekleniyor. Avrupa Merkez Bankası’nın Mart ayı toplantısında beklendiği gibi faiz oranlarında değişikliğe gidilmezken, yeni Uzun Vadeli Refinansman (TLTRO) programı açıklandı ve geleceğe yönelik faiz konusunda yönlendirme değiştirildi. Daha önce karar metninde yer alan “En azından 2019 yazına kadar faizlerin sabit kalmasının öngörüldüğü” ifadesi “En azından 2019 boyunca faizlerin sabit kalmasının öngörüldüğü” şeklinde değiştirildi. Bu doğrultuda, piyasalarda faiz artırımı fiyatlaması Eylül 2020’ye kadar kaydı. Yeni TLTRO programı açıklanırken 2 yıllık yeni TLTRO serisinin Eylül ayında başlayacağı, Mart 2021’de sona ereceği belirtildi.

Yurtiçinde ise, ABD’nin Suriye’den çekilme ve Türkiye-Suriye sınırında “güvenli bölge” oluşturma planına ilişkin belirsizlikler devam ederken, bir grup ABD’li senatör, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 satın almasının ABD için ‘ulusal ve küresel güvenlik riskleri’ doğuracağını belirterek, Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının teslimatının durdurulmasını öngören bir yasa tasarısı sundu. Reuters’a konuşan ABD’li üst düzey yetkililer de, Türkiye’nin Rus S-400’leri almasının NATO’dan çekileceği anlamına gelmediği fakat Ankara yönetiminin bu kararının sadece ticari bir tavır olarak değil ulusal güvenlik sorunu olarak görüleceğini belirtti. Daha önce de Washington, Türkiye’nin S-400 sistemlerini alması durumunda Ankara yönetiminin Lockheed Martin F-35 yeni nesil savaş uçağı programına katılımını yeniden değerlendireceklerini açıklamıştı. Öte yandan, gelişmekte olan piyasalara yönelik küresel risk iştahının daha dalgalı bir seyir izlemeye başlaması ve Merkez Bankası rezervlerinde gözlenen belirgin düşüşler sonrası yabancı yatırımcının TL lehine pozisyonlardan çıkmaya çalışması kurlarda belirgin yukarı yönlü baskı getirdi. Ancak, TCMB’nin ve BDDK’nın yabancıların TL borçlandığı offshore swap piyasasına yönelik önlemleri buradaki TL havuzunu küçülterek faizleri belirgin yükseltince, dolar kuru volatilitesi belirgin arttı ve seçimler öncesi 5.60 civarına ulaştı. Buna ek olarak, borsada belirgin düşüş, CDS ve tahvil faizlerinde sert yükseliş gerçekleşti. Mevduat ve kredi faizleri kademeli olarak geri çekilmeye devam ederken, kredi büyümesinin (kur ve mevsimsellikten arındırılmış) kamu bankaları kaynaklı da olsa pozitif bölgeye geçmesi büyüme açısından en kötünün geride kaldığına işaret etmekte. Hazine’nin, döviz cinsi iç ve dış borçlanmaya ağırlık vermesine karşılık iç borçlanma program hedeflerini her ay aşıyor olması ve kısa vadeli swap faizleri ile CDS primlerinde görülen artışlarla iki ve on yıl gösterge tahvil faizleri %23.0 ve %19.0 ile geçen aya göre belirgin arttı. Diğer taraftan, yabancı yatırımcıların Türk hisse senetleri ve tahvillerine ilgisi azalmaya devam ederken, yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduat hesaplarını yerel seçimler öncesi belirgin artırma yönünde hareket ettiği gözlendi. Ocak ayında sanayi üretimi %7.3 daralsa da, arındırılmış endeksin aylık artış göstermesi toparlanmanın başladığını düşündürdü. Ancak, yine de baz etkisi nedeniyle ilk çeyrekte sanayi üretimi yıllık bazda %5-6 aralığında ve milli gelir %2-3 aralığında daralma kaydedebilir. Enflasyonda ise, Şubat ayında %19.67 seviyesine gerileyen yıllık TÜFE’nin, Mart ayında yatay seyretmesi olası görünüyor.

Bu ay Merkez Bankaları toplantı takvimi önceki ay kadar yoğun değil. Sadece, 10 Nisan’da ECB ve 25 Nisan’da BOJ toplantıları bulunmakta. Bu toplantılardan önemli bir karar beklenmiyor. TCMB’nin bu ayki toplantısı ise 25 Nisan’da. Ancak, kur atağı nedeni ile ilave parasal sıkılaşmaya giden Bankanın faiz indirimine gitme ihtimali kalmamış gibi görünüyor.

Hisse Senedi

Mart ayında dövizde meydana gelen hareketin önüne geçmek için atılan adımların etkisi ile faizde yukarı hareket ve borsada sert değer kayıpları yaşandı. Bu ortamda 105.000 üzerinde kalıcı olamayan endeks 90.000 seviyelerine kadar geri çekildi. 31 Mart seçim sonuçlarına baktığımızda ekonomik koşulların sonuçlara etkisi olduğu görülüyor. Özellikle önemli büyükşehirlerdeki oy kaybının hükümet tarafından doğru okunacağını düşünüyoruz. Hükümet kanadından ilk gelen açıklamalarda da ekonomide yapısal reformlara öncelik verileceği, 8 Nisan haftasında yeni ekonomik yol haritasının açıklanacağı haberleri ve seçim belirsizliğinin kalkmış olması önümüzdeki dönem için olumlu bir hava oluşturabilir. Ancak S-400 füzeleri ve F-35 uçak alımı konusunda TürkiyeRusya-ABD üçlüsü arasındaki sert söylemler ve Suriye konusunda jeopolitik konum nedeniyle yaşanabilecek olaylar piyasanın önündeki olumsuz gelişme olarak duruyor. Bu gelişmeler ışığında Nisan ayında 90.000 desteğinde tutunabilen BIST 100 de 96.000 ve 99.000 dirençlerinin denenebileceğini düşünüyoruz. Lokomotif sektör olan bankacılık içinde YKBNK öne çıkarken OTKAR ve PGSUS hisselerinde yukarı yönlü hareketlerin olabileceğini düşünüyoruz.

Tahvil – Bono ve Eurobond

Yılın ilk çeyreğini oldukça dalgalı bir seyirde bitirdik. Dış piyasalardaki gelişmelere paralel olarak hareket eden piyasalar ayın son haftasında piyasalardan negatif yönde ayrışma yaşadı.

Dışarda gündem ABD-Çin ticaret savaşındaki gelişmelerin yanısıra Brexit gelişmeleri olmaya devam etti. Ticaret savaşıyla ilgili gelişmelerin yanında Trump’ın Ortadoğuda attığı adımlar finansal ürünlerde volatiliteyi bir hayli artırdı. İçeride ise Suriyedeki gelişmeler, ABD ile ilişkilerin S400 sebebiyle gerilmesi ve yerel seçimler gündemi oluşturdu. Mart sonunda Londra piyasalarında yaşanan swap krizi kurdaki dalgalanmayı azaltsa da, tahvil piyasası ve Borsa İstanbul tarafında piyasaları olumsuz etkilemesinin yanında volatiliteyi de bir hayli yükseltti. Nisan ayında seçim atmosferinin de sona ermesi sebebiyle piyasalarda alınabilecek ekonomik tedbirler geçtiğimiz döneme göre iyimser düşünce içinde olmamızı sağlıyor ancak kur tarafındaki hareketlilik ve yabancı yatırımcının tavrının piyasaları etkileyebileceğini düşünüyoruz. ABD ve Çin tarafındaki ticari savaş endişeleriyle birlikte resesyon endişeleri IMF’nin dünya ekonomisindeki büyüme konusundaki tedirginlikleri, gerekse içeride petrol ve emtia fiyatlarının, enflasyonun önümüzdeki aylarda yukarı yönlü baskı yapacağı ve yükseliş trendine devam etme olasılığının olması cari açıkta sorunu, faizlerde yaşanan artış baskısı genel anlamda tedirgin eden faktörler olarak öne çıkmaya devam edecek gibi görünüyor. 2 yıl vadeli gösterge kağıdın 21-23 bandında hareket etmesini, 10 yıl vadelinin ise yüzde 17-19 bandına yoğunlaşmasını bekliyoruz. Kısa ve uzun vadeli faizlerde şimdilik aşağı yönlü bir hareketi kısa vadede beklemiyoruz. Kur etkisi ve enflasyondaki artış trendini gözönüne aldığımızda TÜFE’ye endeksli tahvillerde ve risk algısına bağlı olarak yüksek getirili tahvil ve bonolarda pozisyon almak için izlenebilir.

Nitelikli yatırımcılar için önerimiz: Orta ve uzun vadede yatırım yapmayı düşünenler için yüksek faiz ve kur ortamında korunma sağlayacak mevduat üstü getiriler ile aşağıdaki özel sektör tahvillerini öneriyoruz.

TRSMGTI22115 ISIN kodlu Migros Ticaret değişken faizli tahvil 100 temiz fiyata kadar 3 ay vadeli TRlibor+350 ek getiri ile alınabilir.

TRSHYTV92015 ISIN kodlu Hayat Varlık değişken faizli tahvil 100 temiz fiyata kadar 3 ay vadeli TRLibor+475 ek getiri ile alınabilir.

TRFHEKT91910 ISIN kodlu Hektaş Ticaret değişken faizli tahvil 100 temiz fiyata kadar 450 ek getiri ile alınabilir

TRSCMSA32112 ISIN kodlu Çimsa Çimento değişken faizli tahvil 100 temiz fiyata kadar 3 ay vadeli TRLibor+100 ek getiri ile alınabilir

TRSARCL22117 ISIN kodlu Arçelik değişken faizli tahvil 100 temiz fiyata kadar 3 ay vadeli TRlibor+75ek getiri ile alınabilir

TRSTPRS22114 ISIN kodlu Tupraş değişken faizli tahvil 100 temiz fiyata kadar 3 ay vadeli TRlibor+75 ek getiri ile alınabilir.

TRSMGTIE2015 ISIN kodlu Migros Ticaret değişken kuponlu tahvil 100 temiz fiyata kadar 3 ay vadeli TRLibor +475 ek getiri ile alınabilir.

TRFDFKT81917 ISIN kodlu Doruk Faktoring iskontolu bono 25 basit faizle alınabilir.

Özel sektör Banka iştirakleri ise kısa vadede %24,50-26,50 bileşik seviyelerinden alınabilir.

Halka arz cinsi bono önerilerimiz: Kısa ve orta vadede yaklaşık %22-25 bileşik seviyelerinden banka bonoları alınabilir.

Yatırım Fonları

2019 yılının ilk çeyreğini dalgalı bir seyirde bitirdik. Seçim belirsizliği kalksa da tahvil tarafındaki hareketliliğin Nisan ayında devam edeceği düşüncesindeyiz. Bu çerçevede yatırımcıların risk algısına göre hisse piyasasında yaşanan sert dalgalanmalar sonrasında hisse senedi fonunda daha temkinli olmakla birlikte kademeli olarak alım yönünde pozisyon düşünülebilir. Bunu yanında kur etkisi enflasyon ve faizlerdeki denge seviyesine ulaşıncaya kadar enflasyondaki orta vadedeki artış trendini göz önüne aldığımızda dövize ve enflasyona endeksli fonların yanı sıra kademeli şekilde tahvil bono fonlarının yanında likit fonlardan bir sepet yapılabilir.

Rapor için tıklayın.
SİZ DE BİNLERCE YATIRIMCI GİBİ PARA & BORSA MOBİL UYGULAMASINI ÜCRETSİZ İNDİREREK GÜNCEL PİYASA YORUMLARINA ULAŞMAK İÇİN HEMEN BURAYA TIKLAYIN
Google Play'den ücretsiz indirin